MANŞET!

KUR’AN NASIL OKUNUR VE DİNLENİR?

KUR’AN NASIL OKUNUR VE DİNLENİR? Karanlıklardan aydınlığa çıkalım, (Hadid 9) en doğru yolu bulalım (İsra 9) diye biz kullarına Kitabullah...

22.05.2017

HZ. MUHAMMED'İN (SAV) ÇOK KADINLA EVLİLİĞİ!

HZ. MUHAMMED'İN (SAV) ÇOK KADINLA EVLİLİĞİ!



“Muhammed ile ilgili okuduğum her satırda, O’na karşı daha fazla hayranlık ve hürmet duyuyorum.”
Annie Besant
İngiliz Sosyal Reformcu
Ne zaman elleri boşa çıksa İslam’dan haz almayanlar, ne zaman yapacak başka işleri kalmasa ısıtıp ısıtıp gündeme getirirler!
Üzerinde azıcık kafa yormadan, lades olacaklarını bile bile saldırırlar: “Şüphesiz ki sen çok yüce bir ahlak üzeresin” övgüsüne (Kur'an - Kalem 68/4) mazhar olmuş Alemlere Rahmet Hz. Muhammed’e (sav)
O’nun çok kadınla evlenmesini dillerine dolayıp:
“Gördünüz mü işte!” derler, utanmadan sıkılmadan. “Muhammed kadınlara düşkün birisiydi!”
Devam ederler herkesi kendileri gibi bildikleri, hiç yapamazlarsa kimi kafaları karıştırmak için:
“Öyle olmasaydı eğer, 9 veya 12 kadınla nikahlanır mıydı hiç?! Demek ki Muhammet..!”
Her yıl bu konu mutlaka birkaç kez sorulur tanıdıklarım tarafından bana da.
Öğrencilerim de dahildir buna ve bende anlatırım hiç bıkıp usanmadan…
Resulullah’ın (sav) –güya- henüz 9 yaşında(!) iken Hz. Aişe validemizle evlenmesi de bu bahis açılınca merak edilenler arasındadır. (Hz. Aişe konusuna yazımın sonunda değineceğim)
Kabul etmek gerekir ki, kendi çevremden olan ve dinine düşkün bilinen gençlerimizin çoğu, hayli hırpalanır ateistlerin bu tür bombardımanından.
Rabbimizin “Üsve-i hasene” yani “en güzel örnek” insanlardan gösterdiği Hz. Muhammed (sav) üzerinde sırf bu sebeple uzun zaman şüphe duyan, sarsılanlar bile olur bizim cenahtan.
Ne yazık ki dindarlarımızın çoğu, kimi ateistler kadar bile dini bilgiye sahip olmadığındandır travma geçirmelerinin tek sebebi.
“Dinini seven ama dininden haberdar olmayan" tuhaf bi dindarlık anlayışımız gelişti maalesef.
"İslam'a bilmeden saldırmak" ve "İslam'ı bilmeden sevmek!" bu toprakların realitesidir.
İnanın kimi ateistlerle ben de çok sohbet ettim ve ediyorum da hala. Bizimkilerden daha çok Kur’an’dan Hadis’ten ya da Hadis zannettiği bilgilerden haberdarlar yine de çoğu.
Sıkıntı burada başlıyor işte.
Dinine düşkün ama yeterli dini bilgiye de sahip olmayan –nasıl oluyorsa bu- gençlerimiz bocalıyorlar ve kafaları karışıyor bu tür konular gündeme gelince…
Eğer doğru bilgiye ulaşamazlarsa bunlardan kimileri inanın dinden bile soğuyabiliyor zamanla.
Böylelerine tavsiyem:
“İman ettiğiniz Kur’an’ı kendi dilinizde anlaya anlaya çok okuyun önce. Sonra da bir o kadar Resulullah’ın (sav) hayatını anlatan Hadis, Siyer ve İslam Tarihi alanında yeterli bilginiz olsun. Ama her halükarda Kur’an’ı iyi bileceksiniz öncelikle.
Yani şu elinden düşürmediğin telefonun kadar bari dinine ilgi göster, önem ver yav.
Dokunmatik telefonunla selfi yapacağına, sivilceyi kafaya takıp retricayla vakit öldüreceğine sabahtan akşama kadar, biraz da kitaplara dokunsun elin!
Ön kameraya baktığın kadar kitaplara bak biraz da!
Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmuyor işte!
Sonra da bocalar, ateistlerin bi kaşık suyunda boğulursun!..
Anlayana bu kadar fırça yeter. ( smile ifade simgesi )
Neyse biz gelelim şimdi şu çok evlilik konusuna.

Şimdi beni iyi dinle ateist kardeşim!
Sana göre “Muhammet” bana göre “Hz. Muhammed (sav)” henüz peygamber falan değilken, gençlik yıllarındayken yani, içinde gezip dolaştığı Mekke’nin sosyal yaşantısını şöyle bir gözünde canlandır önce.
Konumuz gereği özellikle de kadın- erkek ilişkilerinin nasıl olabileceğini hayal et zihninde?
Malum o dönemle ilgili nice bilgilere sahibiz hepimiz, sen de duydun okudun az çok bilirsin!
Daha anlaşılır olsun diye ben hatırlatıyım en iyisi, güncelleyerek hatta o dönemin Mekke’sini:
İslam öncesinin Mekkelisi:
Her ay, her hafta, her gün birisiyle buluşur, hiçbir kural tanımaksızın, hiçbir mahalle baskısı olmaksızın herkes kafasına göre takılırdı!..
Evliymiş bekarmış hiç fark etmezdi onlar için. Bütün mahalle sakinleri üç aşağı beş yukarı aynıydı zira. Kimsenin kimseden utanacak, korkacak kusuru yok(!)tu ki gizlesin kendini, ya da yüzü kızarsın konu komşudan!
Keyfinin kahyası kadar evlilik yapabilirdi erkekler, sınırı yoktu nikahlanmanın.
Nikahsızlığın da sınırı yoktu zaten!
Sonsuz sayıda dost hayatı yaşayabilirdin o dönem, sınırsız nikahın yanısıra!
Kim kimden hoşlandıysa, anında “elektrik aldım senden” diyerek pervasızca yatar kalkarlardı!
Sonra da, yine hiç mi hiç utanma duygusu çevre baskısı olmaksızın, android telefonuna sarılır erkek ya da kadın, mesaj bölümüne girip: “üzgünüm, bizimki hataydı!… Herkes yoluna!” yazar “gönder” düğmesine dokunup yollarını ayırırdı hemen. “mesaj iletildi” ye bile bakmadan bir önceki gün gözü oynadığı, kafasına not ettiği o sarışın kıza ilk mesajını atardı saniye geçmeden: “Seni unutamadım!… Elektriğine kapıldım, yarın falanca kafede buluşalım mı? Yakamda kırmızı bir karanfil olacak. Sakın ha karıştırma beni beyaz güllü, pembe laleli olanlarla imi?”
Ya da şöyle yapardı mesajlaşmanın dışında:
Fesbugdaki “durumu” bölümüne:
“Falancanın (kendisi oluyor) filancayla ilişkisi başladı!” der ve sonuna da, kırmızı kalpli smileyin yanına bir de “mutlu smiley” ekleyiverirdi!
İki gün sonra da, İslam öncesindeki bu Mekkeli Mevlüt’ün fesbug sayfasında görürdünüz, kanıksadığınız “198. ilk aşkı!”yla buluşmasından geriye kalan boy boy sarmaş dolaş fotolarını.
Haliyle Mekkeli Mevlüt’ün kankilerine de:”beğen” butonuna dokunup “hayırlı olsun kardeşim!” yorumu yazmak düşerdi. “Özel”den de sohbete girip ardından: “kim lan bu yavru ceylan!.. yine kapmışsın be koçum!.. Ağzının tadını da bilion len helaaaall!” denirdi hafif kıskançlık koksa da “sırıtma smileyi” eklenen yoruma!
Sonra ne mi olurdu?
Yav n’olacak ki sonra?
Her ay, her hafta olan neyse yine o olurdu:
“Falancanın (Mekkeli Mevlüt yav anna gari) filancayla ilişkisi bitti!..
Ve sonuna da gerçekten üzgünmüş havası vermek için “yeşil renkli üzgün smiley” eşliğinde “Kendisini hasta hissediyor!”u okurdunuz!
Kendini hasta hisseden Mevlüt’e kimi saflar kanarken, aslında onun 199. İlk aşkı(!)yla “özelden” ilk ısınma turlarına başladığını kestirmek hiç de zor değildi.
Vakıayı adiyedendi bunlar… Hatta en masumuydu belki de bu tür ilişkiler.
Dahası da var:
Babasının evlenip ayrıldığı üvey annesiyle, ya da oğlunun evlenip ayrıldığı geliniyle ilişkiye geçmek hiç yadırganmazdı!
Babanın ya da oğulun dost hayatı yaşadığı kadınlarla babanın ya da oğlunun dönüşümlü aşk yaşamaları da gayet normaldi.
Zerre miktarı haya duyulmazdı benzer çarpık ilişkilerden…
Affedersiniz,
“Genelev” statüsünde çalıştırıldığını göstermek etmek için Mekke’nin nice evleri renkli bayrakla donatılır, flörtten hoşlanmayan, zaman kaybetmek istemeyenler de anında birkaç dinarla burada işini halledip yoluna devam ederdi!
Buna imkanı olmayan ya da bunlarla yetinmeyen olursa eğer, hiç sorun değil,
Hemen “Salı pazarı”na gidilir, yok eğer yetişilemediyse, mal(!)ı kapan kapmışsa varsın olsun bir sonraki “Perşembe pazarı” beklenir, domates, salatalık, limon alınır gibi “cariye” adı verilen zavallı kadınlara efendi(!) olmak için günün rayiç fiyatı sahibi(!)ne ödenerek bu zavallıların yeni efendi(!)si olunur, artık bıkıncaya kadar bu masumlar fütursuzca kullanılırdı!
Bıktıysan şayet cariye(!)nden sat gitsin!.. Nasıl olsa “Cuma pazararı”na yenileri gelecekti sorun muydu yani?!!
Çürümüşlüğün her çeşidi mevcuttu sizin anlayacağınız Cahiliyye Mekke’sinde!
Çürümemiş birkaç muvahhid ya da fıtratı bozulmamışlar kalmışsa aralarında, onlar da yadırganır, alaya alınırdı bu çürümüş mendeburlarca:
“ot gibi yaşıyor yav bu saftirikler de! Dünyaya bi daa mı gelcez he!” diye!
Bunları niye anlattım, anlatıyım:
Bak benim ateist, dinsiz kardeşim,
İnsanlığın can çekiştiği bu rezilane ortamda senin “kadın düşkünü!” dediğin Hz. Muhammed (sav) nasıl bir gençlik dönemi geçirdi hiç araştırdın mı bunu???
Anlaman için bunu da günceliyleyim sana:
Değil bir tek kızla kadınla buluşmasını O’nun,
el ele, kol kola sarmaş dolaş orda burada flört etmesini Muhammet’in, (Hz. Muhammed (sav) yani)
android telefonundan herhangi bir kıza bir tek, evet bir tek “senden hoşlandım” mesajı attığını bile göremezsin!!!
Be dostum,
KARI KIZ DÜŞKÜNÜ OLAN BİRİ,
HELE HELE KONJONKTÜR DE MÜSAİTKEN
VE PEYGAMBER BİLE DEĞİLKEN ÜSTELİK,
NİYE BÖYLESİNE PIRIL PIRIL BİR HAYAT YAŞASIN Kİ???
ÖYLE YA, KADINLARA ZAAFI VARMIŞ MADEM???
Nice İslam düşmanları O’nun hayatını didik didik araştırdılar senden önce de, bu yaşlarda bir tane çizik bulamadılar sicilinde. Bir tek örneği yoktur bunun anladın mı beni cahil müfteri? (Hak ettin ama bunu)
25 YAŞINA KADAR 1 TEK KADINLA, KIZLA DÜŞÜP KALKTIĞINI GÖREMEDİLER O PIRLANTANIN!..
O’na her türlü iftirayı attılar İslam düşmanları.
Neler demediler ki:
“Deli, Mecnun, Yalancı, Bölücü, Cinlenmiş… vb” deyip durdular biteviye.
Ama iki şeyi hiç diyemediler Peygamberliğinden önceki hayatı için:
“Yalancı!” ve “Karı kıza düşkünü!”
Bu iki iftira hiç vaki olmadı Elçi’liğinden önce.
Resul olmadan önceki hali için söyledikleri sadece şuydu:
“Muhammed-ül Emin” ve “İçimizdeki en temiz insan!”
O’nun YALANCI, MECNUN, CİNLENMİŞ OLDUĞU İFTİRALARI, TAMAMEN NEBİ OLDUKTAN SONRAKİ HEZEYANLARDIR HEP…
UTANMADAN TÜKÜRDÜKLERİNİ YALAYARAK YAPTILAR BUNU DA HEM!
KARI KIZA DÜŞKÜN OLDUĞU HEZEYANLARI İSE ÇOK DAHA SONRA İCAD EDİLDİ, SİZİN BEYİNSİZ AKIL HOCALARINIZ TARAFINDAN!
25 yıllık hayatında bir tek çiziği olmayan, hiçbir gayr-i meşru hayata imza atmamış insanlığın iftihar tablosu bir örnek insan için değil böyle dil uzatmak, tam aksine çelik gibi bir iradeye, alkışlanacak bir nefse hakimiyete sahip olduğundan dolayı, hakkını teslim edip şapka çıkarmak gerekirken önünde hem de...
Utanmalısınız kendinizden...
İkinci atağım geliyor dikkat et:
Henüz peygamber bile olmayan bu örnek insan, 25 yaşına geldiğinde Hz. Hatice ile evlendi. Rivayetlerin çoğu Hz. Hatice’nin 40 yaşında olduğunu söyler bu evlilik esnasında.
(NOT: Ben çookk önceleri bir kitapta –adını hatırlayamadım şimdi- Hz. Hatice’nin Resulullah’la evlendiğinde 26 yaşında olduğunu okumuştum. Ve ben bunun daha doğru olduğu kanaatindeyim. Velev ki 40 yaşında olsun.)
Hz. Hatice ile Resulullah’ın bu evliliği tam 23 yıl sürdü… Ve Resulullah (sav) asla 2. Bir kadınla evlenmedi Hz. Hatice varken!
Burası da çok önemli es geçme hemen!
Öyle ya, konjonktür birden çok evliliğe çok müsait ve asla yadırganmamasına rağmen, düşünebiliyor musunuz Hz. Hatice’den başka 2. bir kadın yok “kadınlara düşkün”ün (!) hayatında!!!
Ülen bu nası kadınlara düşkünlükmüş öyle???
Sözüm ona “kadın delisi” biri böyle mi yapar hiç? Hiç mi vicdanınız yok sizin, bre insafsızlar???
Niye bunları hiç düşünmezsiniz he???
Basit bi ayrıntı mı bu???
Bak bunu da biraz düşün tamam mı?..
Devam ediyorum:
Hz. Hatice vefat edince ne mi oldu?
Yaşı 48’e gelmişti o güzel insanın.
Fırsatı ganimet bilip biraz gönül eğlendireyim(!) demedi hiç.
TAM 5 YIL KİMSEYLE EVLENMEDİ!!!
Aloooo! Duyuyon mu beni?
Tam 5 yıl dul olarak pırıl pırıl bir hayat sürdürdü yine!
Onun için sıkıntı değildi ki bu durum!.. 25 yıllık bir deneyim sahibiydi zira!
Yav ateist kardeşim, bu nası bi kadınlara düşkünlükmüş öyle yav???
Nasıl bir haşa “zampara”ymış ki bu insan, tam 5 yıl gözünü kaldırıp da bir tek kadına kıza yan gözle bakmadan dul olarak yaşamış yine???
İnsaf yav… İnsaf insaf!..
Ve Alemlere Rahmet bu güzel insanın gelir yaşı 53’e..
BİRDEN FAZLA KADINLA EVLİLİĞİ, İŞTE BU 53. YAŞINDAN SONRA BAŞLAR O’NUN!
Yani fiziksel olarak da hayli ilerlemiş olan ömrünün son 10 yılındadır Hz. Hatice dışındaki bütün evlilikleri!
53 YAŞINDAN SONRA YAPTIĞI/YAPMAK ZORUNDA KALDIĞI ÇOK EVLİLİĞİNİ KADINLARA DÜŞKÜNLÜKLE AÇIKLAMAK, NE AKILLA, NE İNSAFLA NE İZ’ANLA ASLA BAĞDAŞMAZ.
ANLAMAK İSTEMEYENLERİN DIŞINDA KİMSEYE YUTTURAMAZSINIZ BUNU!
BÖYLE BİR ZAAFI OLAN İNSAN, 53 YIL NİYE BAKLESİN BE DOSTUM, NİYE BEKLESİN NİYE NİYE???
Bunca izahattan sonra hala aynı teranelerine devam edeceksen sana diyeceğim tek şey:
HADİ ORDAN!
Şu soru makul, mantıklıdır ama?
Niye o kadar kadınla evlendi peki 53 yaşından sonra?
Bunun izahı apayrı bir paylaşımın konusudur. Birkaç açıklamayla geçiştirilemez.
53 yaşından sonraki evliliklerini tek tek incelediğimizde, Resulullah’ın (sav) “cinselliğin” dışında pek çok özel nedenlerle evlendiğini/evlenmek zorunda kaldığını görürüz… İnanın tek tek ele almak lazım bu evliliklerini.
Siz daima şu 4 maddeyi hatırlayın yeter:
Hz. Muhammed (sav):
1- Ergenlik dönemine ulaştıktan sonra 25 yaşına kadar bir tek kızla kadınla flörtü yoktu!!!
2- 25 yaşından 48 yaşına kadar tam 23 yıl tek eşli yaşadı!!!
3- 48 yaşından sonra 5 yıl dul olarak hayatını sürdürdü!!!
4- Yaş 53’geldikten sonradır ki birden fazla evliliği başladı!!!
BÖYLE BİR HAYAT YAŞAMIŞ BİR İNSANDAN KADIN DÜŞKÜNÜ OLMAZ YAV!
ASLA OLMAZ!.. KENDİNİZİ HİÇ ZORLAMAYIN… KOMİK OLMAYIN!
Selam sana ey Allah’ın son Elçisi!..
Sana layık bir ümmet olamasak da çok seviyoruz seni, yaa Hâtemen Nebi.
●●●
KONUMUZLA YANDAN BAĞLANTILI BİLMEMİZ GEREKEN BİRKAÇ NOT:
1- Nisa Suresi 3. Ayet ile kadınlarla evlilik en çok dört ile sınırlandırılınca, peygamberimiz eşlerini boşama yolunu seçmedi ama bu emirden sonra 4 tanesinin dışında diğer eşleriyle aile ilişkisine de girmedi.
2- İSLAM’DA ASIL OLAN TEK EŞLİ EVLİLİKTİR… Birden fazla evlilik ancak çok özel şartlarda mümkündür. Ve bu da EMİR değil RUHSATTIR… İşte size belgesi:
Nisa suresinin 3. ayetinde: “Dörde kadar evlenebilirsiniz. Ancak haksızlık yapmaktan korkarsanız 1 evlilikle yetin. Bu, âdil olmanız açısından daha uygundur” buyruluyor. Aynı surenin 129. ayetinde ise: “Ne kadar üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz…” hatırlatması yapılıyor… İki ayeti arka arkaya okuduğunuz zaman konu açıklığa kendiliğinden kavuşur:
a- İcap ederse birden fazla evlen tamam, AMA ADİL OL!!!
b- Ne kadar uğraşırsan uğraş ASLA ADİL OLAMAZSIN!!!
Eee bu ne demek oluyor?:
“ZORUNLULUK YOKSA KESİNLİKLE TEK EVLİLİK YAP!” buyuruyor Allah, bunu anlamayacak ne var? Nokta.
3- Hz. Aişe Resulullah (sav) ile evlendiğinde 9 yaşında olduğuna dair kimi rivayetler maalesef bizim kaynaklarda geçer. Ama bu asla doğru değildir asla.
Hz. Ayşe’nin gerçek yaşını ablası Esma’nın biyografisinden anlamak mümkündür. Eski biyografi kitapları Esma’dan bahsederken derler ki:
“Esma 100 yaşındayken, Hicretin 73. Yılında vefat etmiştir. Hicret vaktinde Esma 27 yaşındaydı. Hz. Ayşe ablasından on yaş küçük olduğuna göre, onun da hicrette tam 17 yaşında olması icap eder.
Hem ayrıca unutulmasın ki Hz. Ayşe, Hz. Peygamber’den önce Cübeyr Bin Mutim ile nişanlanmıştı. Demek ki evlenecek çağda bir kızdı.”
(Hatemü’l Enbiya Hz. Muhammed ve Hayatı, Ali Himmet Berki, Osman Keskioğlu, s. 210)
Bunun anlamı şudur: Hz. Aişe evlendiğinde en az 18 yaşındaydı.
Bunları da bilin istedim...
Buraya kadar bıkmadan sabırla okuyanlara selam olsun…
Umarım okumana değmiştir…
Vesselam…
M. TULUKCU
●●●
"İnsan, Muhammed hakkında hüküm vermeye kalktığı zaman, elinde olmadan hürmet, hatta muhabbet duygularından başka bir şey hissetmez oluyor."
Lane Pelo

KRAL ÇIPLAK

KRAL ÇIPLAK


Çok azınızın sonuna kadar okuyacağı, bazılarınızın da okumaya niyetlenip önce, baktı ki ardı arkası kesilmiyor hemen yarıda kesip derhal kaçacağı (haklı) bu çalışmayı tamamlayınca dün gece:
"Oh be!" dedim, kendi kendime. "Bitti sonunda şükür."
Ve derin bir nefes aldım.
Gerçekten yorulmuştum…
Bir hayli dinlendikten sonra:
"Paylaşmadan önce bide kendim okuyayım nası olmuş!" diyerek gözden geçirmeye karar verdim dün yazdıklarımı bugün.
Aman Allahım! diye haykırdım yalan yok, daha başlarında yazının.
Neler demişim ben meğerse neler neler!
“Resmen kılıçları çekmiş, önüme kim geldiyse gözünün yaşına bakmadan doğramışım!”
Hadisleri Kur'an gibi görüp Allah'ın Kitabı'na gizli şirk koşmakta hiçbir bir beis görmeyen, Buhari, Müslim, Tirmizi, Muvatta, Müsned vb vb isimlerini duyar duymaz daha, akan suları bile durduranlara…
Bu topraklarda neredeyse Resulullah’la (sav) eş değerde namı olan –bazı aylar da Hz. Muhammad’i (sav) geçtiği bile olur- M. Celaleddin Rumi sevdalılarına…
Hiçbir çeşidini ayırmaksızın genel anlamda "Nurcular" diye ifade edilen koskoca bir kitleye ...
Her ne kadar Gazali dışında isim vermesem de, zımnen Abdulkadir Geylani, İmam-ı Rabbani, Beyazid-i Bestami vb hayranlarına…

HADİSLER OLMASA NAMAZI NASIL KILACAKMIŞIZ???

HADİSLER OLMASA NAMAZI NASIL KILACAKMIŞIZ???


Bu sorunun cevabını 2 ayrı paylaşım halinde cevaplandırmaya çalışacağım.
Okuduğunuz şu ilk bölümü, uzun yazıdan sıkılan veya hemen sonucu görmek isteyenler için hazırladım... İşin detayını öğrenmek isteyenler biraz daha beklemek zorunda kalacaklar. Çünkü hem benim için yorucu oluyor hem de okuyucularımın dikkati dağılabiliyor...
İşte merak edenlere ilk cevabım:
Resulullah (sav) döneminde Abdullah Bin Amr el As, Cabir Bin Abdullah, Hz. Ali gibi birkaç küçük istisnalar dışında Hadisler (yani Peygamberimizin sözleri) yazılmamıştı. Yazanların elinde de birkaç metin vardı sadece. Ya zekat dağıtımına dair birkaç sahifeden ibaretti bunlar, ya da Resulullah’ın bir hutbesinden bir bölüm gibi hatıra niteliğindeydi eldekiler. Yani o dönemin müslümanlarında, şimdiki gibi ellerinde açıp okuyacakları bir Hadis kitabından asla bahsedilemezdi.
Hadisler, Tabiin (Resulullah'ı görememiş 2. nesil) döneminde tedvin ve tasnif edilmişlerdir… Ciddi anlamda kapsamlı ilk hadis kitaplarından biri İmam Malik’in (öl. 795) Muvatta adlı eseridir mesela. Yani Resulullah’ın vefatından yaklaşık 90 yıl sonra yazıldı Muvatta isimli bu hadis kitabı…
Bu ne demek?
Ashabın pek çoğu hiçbir Hadis kitabı okumadı demek!!!
Peki, ellerinde Hadis kitabı yokken nasıl namaz kıldılar öyleyse???
Öyle ya Hadisler olmadan namaz kılınamazmış ya kimi zevata göre!!!
Yav kılmaz olur mu hiç, tabii ki kıldılar.
Nasıl kıldılar peki?
Şöyle kıldılar:
"Hadis kitaplarını okuyarak ya da Peygamberimizin sözlerini duyarak dinleyerek değil asıl,
BİZZAT RESULULLAH’TAN GÖREREK, FİİLİ OLARAK O’NUN KILDIĞI/ KILDIRDIĞI NAMAZA UYARAK, O'NUNLA BİRLİKTE BİZZAT UYGULAYA UYGULAYA, BİR BİRLERİNİ İZLEYE İZLEYE NAMAZLARINI KILDILAR!..
VE BU NAMAZ KILMA ŞEKLİNİ DE HER MÜSLÜMAN, ÇOLUK ÇOCUĞUNA KONU KOMŞUSUNA UYGULAMALI OLARAK ÖĞRETTİ ŞEVKLE...
NESİLDEN NESİLE GÜNÜMÜZE KADAR BÖYLE GELDİ BU İŞ!... HALA DA DEVAM EDİYOR!.."
Bunu biraz açayım.
Namaz ibadeti, sadece Hz. Muhammed (sav) ile farz kılınmış bir emir değildir. Ta Hz. İbrahim döneminde bile namaz insanlığa farz kılınmıştı (Bakara 83 - Ali İmran 39 - Hac 26)
Allah elçiler aracılığıyla namazı farz kıldı ama bir şey daha buyurdu insanlığa:
“Elçilerime uyun… Elçilerimi örnek alın, onlara tabi olun…" (Bkz mesela Nisa 64 ve 80 - Haşr 7 - Ali İmran 31,32 - Enfal 24 vb vb)
Ve bütün elçiler de namaz emriyle birlikte iman edenlere imamlık yaptılar aynı zamanda.
İman edenler PEYGAMBERLERİNİ GÖREREK, UYGULAYARAK, ELÇİLERİ TAKLİT EDEREK NAMAZLARINI KILDILAR yani…
ÇÜNKÜ ELÇİYE İTAAT ALLAH’A İTAATTIR aynı zamanda… (Yukarıda ayet numaralarını verdim)
ÇÜNKÜ ELÇİLER KAFASINA GÖRE DEĞİL KENDİLERİNE ALLAH TARAFINDAN VAHYEDİLENE GÖRE KONUŞUR VE DAVRANIRLAR…
CEBRAİL’DEN ÖĞRENDİLER O’NLAR DA HEM YAŞAYIP HEM DUYURMAKLA SORUMLU OLDUKLARI DİNİ…YANİ ALLAH’TAN ÖĞRENDİLER HER ŞEYİ HER ŞEYİ... (Necm 53/3-5 - Rahman 55/2)
RESULULLAH (sav) ELÇİ OLMADAN ÖNCE KİTAPTAN İMANDAN HABERİ YOKTU Kİ... (Şura 42/52) O DA KUR'AN'LA HİDAYETE ULAŞTI ANCAK... (Duha 93/7 - Sebe 34/50)
Mekke’nin fethinden sonra Beytullah’ı canlandırın bir an için gözünüzün önünde.
O yıllardan 20 ağustos 2014 bugüne gelinceye kadar Kabe başta olmak üzere Mescid-i Nebevî dahil her yerde namaz nesilden nesile, birbirlerini izleye izleye yani fiili olarak uygulanmıştır aralıksız… kesintisiz...
Kitaplarda yazılması, rivayetlere göz atılması hiç mi hiç gerekmiyor yani…
Siz namazınızı evinizde kılarken, çoluk çocuğunuz kitapları okuyup da mı seccadenizin yanına duruyor ellerini bağlayıp yanınıza mesela???
Tamamen sizi taklit ediyor. Size bakıp ellerini bağlayarak, dudaklarından belli belirsiz dualar okuyormuş gibi kıpırdatarak, rüku ve secdeye gidiyor kendince!..
Çocukken bütün yaptıklarımız, öğrendiklerimiz böylesine taklitle başlamıyor mu hep???
Siz çocukken, kitaplardan okuyarak mi Şivlilik toplardınız??? (Konya yöresinde hala sürdürülen bir Regaib kandili geleneği)
Ya da fener alayı düzenlerdiniz kimi gecelerde???
Aşure çorbasını analarımız kitaplardan okuyarak mı hazırlardı 10 muharrem günlerinde he???
Bu ve benzeri işlerin temeli BİRBİRİNDEN GÖRE GÖRE, BİRBİRİNİ TAKLİT EDE EDE YANİ FİİLİ OLARAK öğrenilir ve yapılır. Özü budur bu işlerin… Kitaplar olmadan da din yaşanabilir yani.
YAZMA İŞİ HER ZAMAN UYGULAMALARDAN SONRA OLMUŞTUR sakın bunu es geçmeyin…
Namaz ve benzeri ibadetler, okuyarak dinleyerek değil, FİİLİ OLARAK UYGULAMALI yapılır ve öğrenilir asıl, bilmem anlatabildim mi?
Bu sebeple derler ki kimi fakihler:
“Mekke ve Medine’de kılınan namazlara daha çok itibar edilmelidir. Çünkü bu kentlerde yaşayanlar, namazı, Resulullah ve ashabından bizzat göre göre, aynen taklit ede ede nesilden nesile yaşayarak, yaşatarak aktardılar... Sonradan müslüman olan yer ve kabileler ister istemez kendi kültürlerini, alışkanlık ve anlayışlarını da ibadet alanına yansıtmışlardır ve kısmen de olsa orijinal dinden uzaklaşmışlardır... Mekke ve Medine namazına sahip çıkın!”
Bence de haklılık payı var bu düşüncenin.
Nitekim de öyle olmuyor mu? Her ülkenin ibadetlerinde ufak tefek farklılıklar yok mu?
Türkiye'de bi ayrı, Endenozya'da bi ayrı, Nijerya da bi ayrı namaz ve sonrası uygulamalar görebiliyoruz.
Hatta aynı ülkede köy, ilçe ve şehirlerde bile kimi farklılıklar göze çarpabiliyor... (Farklı namaz uygulaması ayrı bir tartışma konusudur geçiyorum)
Demek ki neymiş, namaz kılabilmek için mutlaka hadis kitaplarının olması şart değilmiş! Resulullah döneminden beri nesilden nesile uygulamalı, fiili olarak zaten aralıksız kılınıyormuş namaz!..
BUNUN ADI FİİLİ(yaşayan - Nebevî) SÜNNETTİR VE BU NEBEVî SÜNNET'E UYMAK DA YİNE KUR'AN'IN EMRİDİR.
NESİLDEN NESİLE UYGULAMALI OLARAK YAŞAYIP GELEN BU NAMAZ ŞEKLİNİN DAHA SONRALARI HADİS KİTAPLARINDA DÜZENLİ OLARAK KAYIT ALTINA ALINIP YAZILMASI İSE İŞLERİMİZİ SADECE BİRAZ DAHA KOLAYLAŞTIRIR HEPSİ BU... YOKSA DÜNYANIN SONU HİÇ DEĞİL, O ZATEN FİİLEN YAŞIYOR...
Hani hadisler olmadan namazı kılamazdık???
2. bölümde görüşmek üzere inş...
Vesselam…
M. TULUKCU
وَاْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا
"AİLENE NAMAZI EMRET... KENDİN DE ONA SABIRLA DEVAM ET!"
Kur'an - İsra 20/132

ADEM VE HAVVA HANGİ CENNETTEN ÇIKARILDI?

ADEM VE HAVVA HANGİ CENNETTEN ÇIKARILDI?


CEVAP: Mü’minlerin öldükten sonra yaşayacakları cennetten değil,
bu dünyadaki bir cennetten çıkarıldı!
SORU. Yani Allah’ın Kur’an’da bahsettiği cennetten değil de bu dünyadaki bir cennetten çıkarıldılar öyle mi?
CEVAP: evet aynen öyle!
SORU: Neye dayanarak böyle söylüyorsun?
CEVAP: Kur’an’a dayanarak… Ayetler böyle olduğunu söylüyor!
SORU: Bize de açıkla bakalım öyleyse o ayetleri?
CEVAP: Elbette:
1- Allah Adem’i yaratacağı zaman melekleri toplayıp onlara şöyle buyuruyor:
إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً
“Ben YERYÜZÜNDE bir halife yaratacağım!” Bakara 30
Aslında tek başına bu ayet bile Adem ve ondan yaratılan eşinin yeryüzünde yaşatıldığının delilidir. Ayette: “Ben Cennette bir halife yaratacağım” demiyor ki Allah, “YERYÜZÜNDE bir halife yaratacağım” buyuruyor.
Burada bilmemiz gereken tek şey, Cennet kelimesinin “YEŞİLİ VE AĞACI ÇOK OLAN BAHÇE” anlamına geldiğini bilmektir. Yani adem ve eşi bu dünyada yaratıldı ve bu dünyada, içinde her türlü cazip yiyeceklerin içeceklerin bulunduğu bir bahçede yani bu dünyadaki bir cennette bir süre yaşadı.
2- Bu dünyadaki bir cennette yaşadılar çünkü öldükten sonra mü’minlerin gideceği CENNET EBEDÎ’dir. Oradan çıkarılmak söz konusu değildir:
وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
“onlar orada EBEDİ kalacaklardır.” Bakara 25
لاَ يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ
"Onlara orada hiçbir yorgunluk gelmeyecek ve ONLAR ORADAN ÇIKARILMAYACAKLARDIR." Hicr 15/48
Halbuki Adem ve Havva cennetten çıkarıldı!!! Bu da gösteriyor ki Adem ve Havva’nın yaşadığı cennet, bizim bildiğimiz özel anlamdaki ebedi cennet değil bu dünyadaki bir cennet (bahçe) dir. Ebedi yerden çıkılmaz.
3- Bilindiği gibi Adem ve Havva’ya yaşadıkları cennette her şey zahmetsizce bol bol istifadelerine sunuldu ancak bir ağaç hariç! Yani 1 yasak vardı o cennette!
وَكُلاَ مِنْهَا رَغَداً حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَـذِهِ الشَّجَرَةَ
“İkiniz de cennet nimetlerinden yiyin, sadece şu ağaca yaklaşmayın!” Bakara 35
Bizim bildiğimiz o ebedi cennette ise ASLA YASAK YOKTUR:
وَفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ
“Orada onlara her çeşit meyvalar vardır. Tükenmeyen ve YASAKLANMAYAN!”
Kur’an – vakıa 56/32-33
Halbuki Adem ve Havva'ya 1 ağaç yasaklanmıştı. Bu da gösteriyor ki Adem ve Havva’nın yaşadığı cennet, bu dünyadaki bir cennet yani dünyadaki bir özel bahçe idi.
4- İblis, adem ve Havva’nın yanına gelip onlara vesvese vererek ikisini de kandırdı:
فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَاتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَـذِهِ الشَّجَرَةِ إِلاَّ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ
Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi.” Kur’an – Araf 7/20
Bu ayet de bize Adem ve Havva’nın bu dünyadaki bir cennette yaşadığını gösteriyor çünkü cennet muttakiler içindir, İBLİS CENNET’E GİREMEZ, KAFİRLERE CENNET YASAKTIR! Bu ayette iblis yanlarına cennete girebilmiş!!!
Bunun yanısıra şuraya da dikkatinizi çekeyim: İblis (şeytan) Adem ve Havayı kandırırken ne diyor: “BU MEYVADAN YERSENİZ aynı zamanda EBEDÎ OLACAKSINIZ!” Demek ki yaşadıkları cennet o bizim hayal ettiğimiz ebedî cennet değilmiş ki ebediliğe ulaşmak için Adem ve Havva o meyvadan tatdılar!!! Eğer gerçek cennet olsaydı ebedi kalmak için niye yasak çiğnemeye ihtiyaç duysunlar kji??? Cennet zaten ebedi!!!
Bilmiyorum anlatabildim mi?
Benim Kur'an'dan vardığım sonuç budur. Şayet Kur'an'dan başka ayetlerle delil getirerek olayın böyle olmadığını izah eden olursa onlara minnettar olur, fikrimden anında vaz geçerim.
Rabbim, içinde ebediyen yaşayacağımız (Bakara 25) ilk ölümün dışında bir daha ölümün tadılmayacağı (Duhan 56) hiçbir yasaklamanın, bıkkınlık ve yorgunluğun olmayacağı (Hicr 48 - Fatır 35) moral bozacak kötü haberin işitilmeyeceği (Meryem 62) arzu ettiğimiz her şeye anında ulaşabileceğimiz, bütün isteklerimizin yerine getirileceği (Kaf 35 – Yasin 57) cenneti cümlemize nasip etsin… amin…
Vesselam…
NOT: Adem ve Havva'ya yasaklanan meyva dilden dile dolaşan ne elma idi ne buğday falan filan, dinimizi öğrenmede ayıp olmaz yasaklanan "cinsel ilişki" idi onlara... Araf suresi 19-22 ve Taha suresi 120,121'i dikkatli okuyan bunu anlar. Rabbimiz üstü kapalı olarak bu durumu bu ayetlerde anlatıyor. En azından benim anladığım budur. Hadi ayetleri de yazıvereyim bari de kimileriniz arayıp durmasın:
ARAF 19 -22: "Allah buyurdu ki : Ey Adem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz yerden yeyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz... Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi... Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti... Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar."
TAHA 120,121: "Derken şeytan onun aklını karıştırıp "Ey Adem! dedi, sana ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı göstereyim mi?.. Nihayet ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. Âdem Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı."
Mustafa TULUKCU
لَهُم مَّا يَشَاؤُونَ فِيهَا وَلَدَيْنَا مَزِيدٌ
"ORADA DİLEDİĞİNİZ HER ŞEY VARDIR... HATTA DAHA DA FAZLASI!"
Kur'an - Kaf 50/35

PEYGAMBERLERİN EN ÜSTÜNÜ HZ MUHAMMED Mİ?

PEYGAMBERLERİN EN ÜSTÜNÜ HZ MUHAMMED Mİ?


Her ne kadar yakın zamanda bu konuyla ilgili bir paylaşım yapmış ve pek çok okuyucumu da ikna etmişsem de, az da olsa bir kısım okuyucularımın hala şüphe taşıdıklarını fark ettim. Ayetler o kadar açık olmasına rağmen şüphede kalanların bu tereddüdü, maalesef daha önceden öğrendikleri, dinledikleri, okudukları Kur’an’a tamamen aykırı kimi uyduruk rivayetlere, hacı hoca kılıklı kimi cahil cühelanın yalanlarına, iftiralarına dayanıyor. Özellikle de tasavvuf dünyasının masallarına.
Boşuna dememişler: "Yarım doktor candan yarım hoca dinden eder" diye!
Eee tabii ki bu topluma yıllarca utanmadan sıkılmadan Allah'tan korkmadan:
“YA MUHAMMED! SEN OLMASAYDIN SEN, ALEMLERİ YARATMAZDIM BEN!!!” yalanını her yerde din diye anlatırsan bu millet ne düşünür:
"EN BÜYÜK HZ. MUHAMMED BAŞKA BÜYÜK YOK!!!”
Bununla da kalmaz iş, “Rabbül âlemin” yani “Kainatın efendisi” iken Allah,
onun yerine geçirilir Hz. Muhammed ve olur bir beşer Kainatın efendisi!!!
Şirk böyle başlar işte!
Allah boşuna mı ikaz ediyor:
.
وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّٰهِ اِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ 
.
"Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler." diye (Yusuf 12/106)
Hıristiyanlar Hz. İsa’yı nasıl Allah’ın oğlu yaptılar dersiniz?
Tıpkı bizim gibi tıpkı! Onu çok sevdiklerinden!
Dediler ki kendi kendilerine Hıristiyanlar:
“Bunun babası yok!.. Çok özel bir insan bu!.. O bizim gibi değil!.. Herkesten üstün!”
diye kutsadılar önce, sonra da işi:
“Bu olsa olsa olsa Allah’ın oğludur”a vardırdılar sapıtarak sevgilerinden!..
Bu Hıristiyanlarla günümüz Müslümanlarının pek çoğunun ne farkı var şimdi aralarında???
Onlar Hz. İsa’yı ilahlaştırdı biz de Hz. Muhammed’i… Tek fark bu işte…
Bazı insanlar Peygamberimize (sav) gelerek:
"Ey efendimizin oğlu efendimiz!" dediler de Resulullah’a olan sevgilerinden, anında tepki gördüler ama:
.
يَا اَيُّهَا النَّاسُ قُولُوا بِقَوْلِكُمْ وَلاَ يَسْتَهْوِيَنَّكُمْ الشَّيْطَانُ. اَنَا مُحَمَّدٌ عَبْدُاللهِ وَرَسُولُهُ مَا اُحِبُّ اَنْ تَرْفَعُونِى فَوْقَ مَنْزِلَتِى اَنْزَلَنِىَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ
.
"Ey İnsanlar! Sözünüzü söyleyiniz ama, Şeytan sizi uçuruma sürüklemesin. Ben, Allah’ın kulu ve Resûlü Muhammed’im. Beni, Allah’ın bana verdiği bu makamın üzerine çıkarıp da yüceltmenizi sevmem."
Kimileri çıktı bir başka zaman yine:
"Ya Hayral beriyyeh" yani "Ey İnsanların en hayırlısı!" dediler O’nu (sav) çok sevdiklerinden tabi. Ama ne buyurdu Resulullah (sav) onlara:
.
لا تُطْرُونِى كَمَا أطْرَتِ النَّصَارَى ابْنَ مَرْيَمَ، فَإنَّمَا أنَا عَبْدٌ. فَقُولُوا: عَبْدُاللّهِ وَرَسُولُهُ
.
"Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övdükleri gibi beni övmeyin. Ben yalnızca bir kulum. Benim için sadece Allah’ın kulu ve elçisidir, deyin."
Buhârî, Enbiya 44
Resulullah (sav) bu sevgi gösterisinin zaman içinde ilahlaşmaya yol açacağını elbette en iyi bilen insandı. Zira, babasız yaratıldığı için Hz. İsa'nın zamanla ilahlaştırılması O’nun önünde en güzel numuneydi.
Kendinize bir iyilik yapın ve haddinizi aşmayın:
Hz. Muhammed’in (sav) bütün peygamberlerin en üstünü,
onların seyyidi, imamı olduğu(!!!)
Kainatın bile onun yüzü suyu hürmetine yaratıldığı(!!!)
Rabbimizin güya:
“Ey habimim! Sen olmasaydın sen, alemleri yaratmazdım ben(!!!) buyurduğu,
Hz. Adem cennetten kovulup yeryüzüne inince başını semaya kaldırdığı, gökyüzünde: “La ilahe illallah, Muhammedür Resulullah” yazısını gördüğü,
“Ya Rabbi bu Muhammed de kim?” diye sorduğu, “O senin soyundan son nebimdir onun hürmetine Kainatı yarattım zaten ben!!! dediği, Ademin de: “Allahım son nebin hürmetine beni bağışla!!!” diye duada bulunduğu!!! vs vs vs.
HEPSİ YALAN BUNLARIN… KÜLLİYYEN YALAN KÜLLİYYEN. NE İNANIN BUNLARA, NE DE BAŞKALARINA ANLATIN.
Kainat Peygamberimizin (sav) yüzü suyu hürmetine falan yaratılmamıştır.
“Sen olmasaydın sen, alemleri yaratmazdım ben!” diye bir Hadis yoktur.
Bırakınız zayıf olmasını, bu söz hadis bile değildir. Tam bir şehir efsanesidir...
Peki nerden çıktı bu uydurma?
Acluni isimli bir hadiscinin "Keşf’ul Hafa" isimli kitabında geçer bu din dışı söz ve birbirinden alıntı yaparak kimi uyduruk kitaplarda da bol bol anlatılır bu zırva...
Acluni'nin kendisi dahi “bu söz hadis değildir” der kitabında. Ama bir şey daha yapar böyle dedikten sonra:
“Her ne kadar hadis değilse de manası doğrudur!!!”
İşte bir delinin attığı bu taşı 40 akıllı asırlardır kuyudan çıkaramadı!..
Bu yalanını uyduran Cehennemde nasıl yaşayacak, bunu din diye anlatanlar Allah’a nasıl hesap verecekler gerçekten bilemiyorum:
.
مَنْ كَذَبَ عَلَيَّ مُتَعَمِّداً فَلْيَتبَوَّاْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ
.
"Kim bile bile benim adıma yalan (hadis) uydurursa, Cehennemdeki yerine hazırlansın."
Hz. Muhammed (sav)
Tam aksine bakın Rabbimiz bakın ne buyuruyor:
.
هُوَ الَّذٖى خَلَقَ لَكُمْ مَا فِى الْاَرْضِ جَمٖيعًا ثُمَّ اسْتَوٰى اِلَى السَّمَاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖيمٌ
.
“O, YERYÜZÜNDE NE VARSA HEPSİNİ SİZİN İÇİN YARATTI. Sonra semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi. O, her şeyi hakkıyla bilendir.” Bakara 29
.
وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ جَمٖيعًا مِنْهُ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
.
“O, GÖKLERDE VE YERDE NE VARSA HEPSİNİ, KENDİ KATINDAN BİR LÜTUF OLMAK ÜZERE SİZE BOYUN EĞDİRMİŞTİR. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” Casiye 45/13

Okudunuz mu ayetleri, gördünüz mü dünyanın, semaların kimin için yaratıldığını??? HEPİMİZ İÇİN, HEPİMİZ İÇİN HEPİMİZ!
Bu ayetleri anlamayacak ne var ortada?
SİZİN İÇİN YARATTI ifadesi ne demek???
BİZİM İÇİN YARATTI DEMEK YAV.
Bu kadar mı zor bu ayetleri anlamak he???

Yav siz bu ayetleri anlamayacak kadar zekadan yoksun musunuz Allahaşkına???
Hz. Muhammed (sav) peygamberlerin en üstünü, onların efendisi falan da değildir.
Benim peygamberim senin peygamberini döver aymazlığının, onları birbirleriyle yarıştırma ahmaklığının alemi yok aklınızı başınıza toplayın!
Peygamberlerin hepsi İslam’ı tebliğ etmiştir ve hepsi de bizim peygamberimizdir. İstisnasız hepsi ama hepsi “üsve-i hasene” yani “en güzel örnektir” bizim için.
Her birisinden alacağımız nice dersler vardır, her birisinden.
KUR’AN HZ. MUHAMMED’E (sav) GELDİĞİ HALDE NİYE DİĞER PEYGAMBERLERİ DE UZUN UZUN ANLATIYOR ALLAH BİZE???
HİKAYE OLSUN DİYE Mİ???
TAM AKSİNE DEMEK İSTİYOR Kİ ALLAH:
“HEPSİNİN GETİRDİĞİ AYNIDIR HEPSİNİN AYNI”
İşte size delili:
.
وَلَقَدْ بَعَثْنَا فٖى كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ
.
“Andolsun ki biz, her ümmete, ‘Allah’a kulluk edin ve tâğûttan kaçının’ diye emretmeleri için elçiler gönderdik.” Nahl 16/36

Yani:

Ha Hz. Yusuf ha Hz. Muhammed (ikisine de selam olsun)
Ha Hz. Musa ha Hz. Muhammed (ikisine de selam olsun)
Ha Hz. İsa ha Hz. Muhammed (ikisine de selam olsun)
Ha Hz. Nuh ha Hz. Muhammed (ikisine de selam olsun)
Ha Hz. İbrahim ha Hz. Muhammed (ikisine de selam olsun)
Ha Hz. Yunus ha Hz. Muhammed (ikisine de selam olsun)
FARK YOK DOSTUM FARK YOKKK!
Aralarında ayırım yapamayız. Çünkü:

لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ

“BİZ ELÇİLER ARASINDA HİÇBİR FARK GÖZETMEYİZ.”
Bakara 285

Üşenmeyin ve düşüne düşüne okuyun bakıyım şu ayetleri de:
.
قَدْ كَانَتْ لَكُمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فٖى اِبْرٰهٖيمَ وَالَّذٖينَ مَعَهُ
.
“İBRAHİM’DE ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır.” Mümtehine 60/4
.
وَمَنْ اَحْسَنُ دٖينًا مِمَّنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ ِللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰهٖيمَ خَلٖيلًا 
.
“Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? ALLAH, İBRAHİM’İ DOST EDİNDİ.” 
Ali İmran 125
Hz. İbrahim'le ilgili bu iki ayet bile Hz. İbrahim’in Hz. Muhammed’den (ikisine de selam olsun) hiç de geri olmadığının delili değil mi???
Üstelik Rabbimiz Hz. Muhammed’e (sav) Hz. İbrahim’i örnek gösterip:
.
وَقَالُوا كُونُوا هُودًا اَوْ نَصَارٰى تَهْتَدُوا قُلْ بَلْ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا
.
“Yahudiler ve Hıristiyanlar müslümanlara: Yahudi ya da Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız, dediler. De ki: Hayır! BİZ, HANÎF OLAN İBRAHİM'İN DİNİNE UYARIZ.” diye söylemelerini emrediyor.(Bakara 135)
Şimdi sorarım size:

Kendisine uyulan, örnek alınan Allah’ın kendisine dostum diyecek kadar yakın gördüğü Hz.İbrahim mi daha üstün,
yoksa Hz.İbrahim’e uyan Hz.İbrahim’i örnek almak zorunda kalan Hz. Muhammed mi???
Bana kalırsa kesinlikle Hz. İbrahim daha üstün!
Ama Rabbimiz: “Elçilerim arasında fark gözetmeyin!” diye emrettiği için (Bakara 136 ve 285 Ali İmran 84) ben hiç birisini diğerinden daha üstün ya da daha aşağıda görmem ve derim ki:
.
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلٖينَ 
.
“Gönderilen bütün elçilere selam olsun!” Saffat 181

Kaldı ki Resulullah (sav) kendinden önceki bütün peygamberlere uymakla emrolunmuştu. Okuyun bakıyım şu ayetleri de:
“İşte bu, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir. Biz dilediğimiz kimselerin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki senin Rabbin hikmet sahibidir, hakkıyle bilendir… Biz O'na İshak ve (İshak'ın oğlu) Yakub'u da armağan ettik; hepsini de doğru yola ilettik. Daha önce de Nuh'u ve O'nun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u doğru yola iletmiştik; Biz iyi davrananları işte böyle mükâfatlandırırız… Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas'ı da doğru yola iletmiştik. HEPSİ DE SALİHLERDEN İDİ… İsmail, Elyesa', Yunus ve Lût'u da (hidayete erdirdik). HEPSİNİ ÂLEMLERE ÜSTÜN KILDIK… Onların babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarına da üstün meziyetler verdik. Onları seçkin kıldık ve doğru yola ilettik… İşte bu, Allah'ın hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir. Eğer onlar da Allah'a ortak koşsalardı yapmakta oldukları amelleri elbette boşa giderdi… İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer onlar (kâfirler) bunları inkâr ederse şüphesiz yerlerine bunları inkâr etmeyecek bir toplum getiririz… İŞTE O PEYGAMBERLER ALLAH'IN HİDAYET ETTİĞİ KİMSELERDİR. SEN DE ONLARIN YOLUNA UY…” Enam 6/83-90
Okudunuz değil mi yukarıdaki ayetleri? Tam 18 elçiyi art arda sayıyor Allah ve buyuruyor ki “SEN DE ONLARIN YOLUNA UY!!!”
Hz. Muhammed (sav) en büyüktür derken bir değil bin defa düşünün bin defa!
Yani aklınızı başınıza toplayın ve kimi uyduruk rivayetler kimi hoca hacı kılıklı müfterilere kanıp da dininizden imanınızdan olmayın. Benden hatırlatması…
Her yatsı namazı sonrası "Amenerrasulü" diye bildiğimiz Bakara Suresi'nin son iki ayetini okur:
.
لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ
.
“Biz elçiler arasında hiçbir fark gözetmeyiz.” ayetini dinler,
ardından:
.
سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا
.
“iştik ve itaat ediyoruz” dersin,
sonra utanmadan:
BÜTÜN PEYGAMBERLER EŞİTTİR, HZ MUHAMMED BİRAZ DAHA EŞİTTİR dersin!!!

Sen nasıl Kur'an'a iman ettiğini söylüyorun sonra nasıllll???
Bu ayetleri dinler, ardından "sadakallahul azim" "YÜCE ALLAH DOĞRUYU SÖYLEDİ" dersin elini yüzüne çalarak, sonra da
"Ama... Fakat... Ancak... Tamam da... İyi de..." diyerek reddedersin Kur'an'ı!.
İnkar işte böyle olur... Gizli gizli, sinsi sinsi, belki farkında bile olmadan...
Kimilerinde Hıristiyanlaşma emareleri başlamış lakin haberi yok garibin!
Bu gidiş hiç hayra alamet değil!
“Peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık” realitesi (Bakara 253 – İsra 55) elbette vardır, AMA BU ALLAH’IN KATINDA BÖYLEDİR, BİZİM YANIMIZDA DEĞİL Kİ!
Rabbimiz bu iki ayette kimi elçilerini kimilerinden üstün tuttuğunu anlatırken bir kısmıyla (perde arkasından) konuştuğunu, Hz. İsa’ya farklı mucizeler verdiğini, onun babasız yaratıldığını hatırlatıyor.
Elbette Allah nazarında elçiler de eşit değildir.
Kimisine Kitap verdi kimine suhuf.
Kimine kitap vermedi önceki elçimi takip et dedi.
Kimi hem Elçi hem Kral idi Hz. Süleyman gibi, kimisi sadece Resul idi Nebi idi Hz. Harun gibi.
Bazı peygamberler sıkıntıyı az çekti bazıları bu kutsal görevde şehid bile edildi. Hz. Yahya ve Hz. Zekeriyya gibi…
TABİİ Kİ EŞİT OLMAZLAR ONLAR DA, BUNDAN DOĞAL NE OLABİLİR?
Amaaaaa!
Ama bu durum Allah katında böyledir, bir türlü anlayamadığın bu!
Unutmayalım ki herkesin Rabbimiz katında dereceleri vardır. Amellerine göre ödüllendirilirler:
.
وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُوا
.
“Herkesin yaptıklarına göre derecesi vardır.” Enam 132 - Ahkaf 19
Rabbimiz, Elçileri de dahil herkesi ayrı ayrı değerlendirecektir yani. Hiç kimse aynı olmaz ki...
Bize gelince:
Biz o elçilerin arasında hiçbir ayırım yapamayız:
.
لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ
.
“BİZ ELÇİLER ARASINDA HİÇBİR FARK GÖZETMEYİZ.”
Bakara 285
Yav kardeşim Bakara 285 benim sözüm değil ki anla şunu artık!
Allah böyle dememizi istiyor bizden:
.
لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ
.
"BİZ, ONLAR ARASINDA HİÇBİR FARK GÖZETMEYİZ!" diye emrediyor
Bakara 136 - Ali İmran 84

Hala anlamadıysan öbür tarafta anlarsın...
Vesselam…
M. TULUKCU
.....

وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهٖ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ اُولٰـئِكَ سَوْفَ يُؤْتٖيهِمْ اُجُورَهُمْ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖيمًا
.
“Allah'a ve PEYGAMBERLERİNE iman eden VE ONLARDAN HİÇBİRİNİ DİĞERLERİNDEN AYIRMAYANLARA GELİNCE, İŞTE ALLAH ONLARA BİR GÜN MÜKÂFATLARINI VERECEKTİR. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”
 
Nisa 4/ 152

ŞEFAAT NEDİR NE DEĞİLDİR?

ŞEFAAT NEDİR NE DEĞİLDİR?


En çok yanıldığımız, en çok suistimal edilen konuların başında gelir belki de "şefaat" kavramı.
Kur’an’ın asla onaylamayacağı bir inanç haline gelmiştir üstelik bugünkü haliyle şefaat!
Sıradan bir müslümana sorsan “şefaat nedir?” diye, üç aşağı beş yukarı verecekleri cevap aynıdır:
“Peygamberimizin günahkar ümmetini mahşer gününde Allah’ın elinden kurtarması,
Evliyaların(!), gavsların(!), kutupların(!) Allah dostları falancalar filancaların(!) Allah’a yalvarıp Hesap gününde: 'N’olur Allahım şu kullarını cennetine koy, yakma onları bak yoksa başımı secdeden kaldırmam!' yakarışlarının sonucu Allah'ın insafa gelip onların hatırına günahkarları affedip cennetine koymasıdır!!!"
Bunları söyleyecekler işte size size.
Varıp dayanacakları nokta budur:
“ALLAH’IN ELİNDEN BİRİLERİNİ KURTARMAK!!!”
Tabi benim ifadelerim gibi söylemezler bunu size. Lafı süslerler, allayıp pullarlar...
Ama ne kadar çabalasalar da varacakları sonuç değişmez yine de:
"ALLAH'IN ELİNDEN BİRİLERİNİ KURTARMA OPERASYONUDUR ŞEFAAT!"
Hele bir de bir tarikata falan mensupsa, bir şeyhe falan bağlanmışsa hele, Efendi(!)sinin eteğine yapışarak cennete uçacağı masalına inanmışsa ihvan, artık şefaat konusu kesin zıvanadan çıkmıştır!..
Öbür dünyada kendisine şefaat edeceği(!)ne olan itikadından dolayı efendisi için artık yapamayacağı hiçbir fedakarlık yoktur böylesi kölelerin...
Saptırılmış şefaat, bu dünyanın can simididir yani.
Daha Türkçesi:
"İNSANLARA KÖLE OLMANIN ve İNSANLARI KÖLE ETMENİN ARACI!"dır bugünkü şefaat...
Peki hangi delile dayanarak böyle derler, şefaat da şefaat diye zıplayanlar?
“İZNİ OLMADAN O'NUN KATINDA ŞEFAAT EDECEK KİMDİR?" ayetine dayanarak (Bakara 255)
(Allah’ın kimilerine şefaat izni vereceğine dair şu ayetler de vardır ayrıca: Yunus 10/3, Meryem 19/87, Taha 20/109, Enbiya 21/28, Sebe 34/ 23, Zuhruf 43/86, Necm 53/ 26)
Şefaattan beslenenler:
“Bak gördünüz mü işte!” derler. “Allah’ın izin verdiği şefaatçılar varmış demek ki Kur’an’da! Hani şefaat yoktu he? Sizi gidi Vahhabiler(!) Hariciler(!) Hadis inkarcıları(!) Mealciler(!) Sapıklar(!) Ehl-i Sünnet düşmanları(!) siziiii!!!”
Tabi kendileri çalıp kendileri oynayarak, sanal şefaat inkarcıları icad edip ardından onlara bam güm girişerek!..
Hidayette oldukları kendilerinden menkul bu patolojik tipleri, beyni dumura uğramış bu müfterileri kendi hallerine bırakıp işin esasına bakalım.
Evet yukarıdaki ayetlerde Rabbimizin buyurduğu gibi ŞEFAAT ELBETTE HAKTIR, lakin izaha muhtaçtır!
Bu konuya aşağıda zikredeceğim ayetlerle birlikte bakılmalıdır ancak… Yoksa aynı yanlışa bizler de düşer, din savunurken din dışına çıkabiliriz Allah muhafaza.
Kur’an’da direkt şefaatla ilgili 25’den fazla ayet vardır ve bunlar topluca değerlendirildiğinde şu sonuçlar ortaya çıkar:
1- Şefaat konusunda konuşacak olanlar ne derlerse desin, neyi savunursa savunsunlar, konuyu şu ayetle sonlandırmaya mahkumdurlar:
“De ki: BÜTÜN ŞEFAAT ALLAH'INDIR.” Zümer 39/44
Bu ne demek?
Şefaat konusunda tek otorite, sadece ve sadece Allah’tır! Nokta.
2- Hiç kimse, 'Allah’ın kendisinden razı olmadığı' birisine şefaat edemez mümkün değil:
“Öyle bir günden korkun ki, O GÜNDE HİÇ KİMSE BAŞKASI ADINA HERHANGİ BİR ŞEY ÖDEYEMEZ. HİÇ KİMSEDEN ŞEFAAT KABUL OLUNMAZ, FİDYE ALINMAZ, ONLARA ASLA YARDIM DA GELMEZ.”
Bakara 48
“Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, HİÇBİR DOSTLUĞUN VE HİÇBİR ŞEFAATİN OLMADIĞI KIYAMET GÜNÜ GELMEDEN ÖNCE, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın.”
Bakara 254
“Artık onlara ŞEFAATÇILARIN ŞEFAATI FAYDA VERMEZ.”
Müddessir 74/48
3- Allah’ın izin vereceği ŞEFAATÇILAR, SADECE MELEKLERDİR sadece melekler. Melekler de Allah’ın kendilerinden razı olduğu, Allah’ın dilediği kimselere şefaaat edebileceklerdir ancak:
“Göklerde NİCE MELEKLER VARDIR Kİ, ONLARIN ŞEFAATLERİ ANCAK ALLAH’IN İZNİYLE, DİLEDİĞİ VE HOŞNUT OLDUĞU KİMSELERE YARAR SAĞLAR.”
Necm 53/26
“Melekler, ikrama layık görülmüş kullardır. Onlar Allah’tan önce söz söylemezler ve daima O’nun emriyle iş görürler… ONLAR, ALLAH’IN RAZI OLDUĞU KİMSELERDEN BAŞKASINA ŞEFAAT EDEMEZLER ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.”
Enbiya 21/26-28
4- Melekler sadece Allah’ın razı olduğu kullarına şefaat edebileceklerse şayet –ki öyle- şimdi sormazlar mı insana:
"ALLAH’IN RAZI OLDUĞU KİMSELER CENNETTE Mİ OLUR, CEHENNEMDE Mİ???"
Elbette cennetliktir Allah’ın razı oldukları, başka nerde olacaklar ki?
Şimdi bir soru daha:
"Allah’ın zaten kendilerinden razı olduğu bu cennetlik kulların şefaata ne ihtiyacı var öyleyse???"
Ya da şöyle sorayım aynı soruyu:
"Zaten cennetlik olanlara ayrıca şefaat etmenin anlamı ne peki???"
Şunu anlatmaya çalışıyorum:
Demek ki milletin anladığı şefaatla Kur’an’ın anlattığı şefaat bambaşka şeyler!
Biz ne anlıyorduk şefaat denince?
“ALLAH, CEHENNEMDE YANMASI GEREKEN KİMİ GÜNAHKAR MÜSLÜMANLARI KİMİ ŞEFAATÇILARIN DEVREYE GİRMESİYLE, ONLARIN HATIRINA CEHENNEMDEN ÇIKARIP CENNETİNE KOYACAK!!!”
Böyle bilinmiyor mu toplumun genelinde şefaat?
Piyasadaki sözüm ona nice meşhur hocalar da böyle anlatmıyor mu şefaatı?
Kur’an, dirilere değil ölülere okunan mezarlık kitabı olursa,
Anlamadan hatim inmek Kur’an yerine geçerse,
Şeyhler, Efendiler, Dini liderler putlaştırılırsa,
Kur'an kimi rivayetlerle bulandırılırsa,
Şefaat da böyle çığırından çıkar işte!
Halbuki Kur’an’a göre şefaat, ÇOĞALMA, İKİYE KATLANMA, ARTMA anlamındadır. Tıpkı Fecr Suresi’nin hemen başında geçen:
وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ “veşşef’ı vel vetr” ayetininde “ÇİFT’e ve Tek’e yemin olsun! ” anlamında kullanılması gibi… (Fecr 89/3)
O zaman şefaat,
Cehenneme gideceklerin cehennemden kurtarılma operasyonu değil,
KİMİ CENNETLİKLERİN DERECELERİNİN ARTIRILMASI, MAKAMININ BİR YUKARI KADEMEYE YÜKSELTİLMESİ İKRAMIDIR.
Unutmayalım ki, cehennem tabaka tabaka, derece derece olduğu gibi cennet dahi böyledir:
“O gün herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır.”
Enam 6/132 – Ahkaf 46/19
(Ahirette ödül ve cezanın herkese farklı olacağına dair ayrıca bkz mesela Ali İmran 4/163 - Nisa 4/95,96 – Mücadele 58/11)
Şefaat budur işte…
ALLAH'IN RAZI OLDUĞU KİMİ KULLARINI, YETKİLENDİRDİĞİ ŞEFAATÇILARI VASITASIYLA ÖDÜLLENDİRDİĞİNİ BİLDİRMESİ, HAK ETTİĞİNDEN FAZLASIYLA BU KULLARINA LÜTUFTA BULUNMASIDIR yani şefaat.
RABBİMİZ RAZI OLDUĞU BU KULLARINA RÜTBE YÜKSELTMESİNİ YAPARKEN, MELEKLERİN DIŞINDA YİNE KENDİLERİNDEN RAZI OLDUĞU KİMİ KULLARINI DA BU İŞTE VASITA (ŞEFAATÇI) YAPABİLİR.
Peygamberler, Sıddık olanlar, Şehitler ve Salih insanlar gibi…
Meleklerin dışında bazı insanları şefaatçı yapması, aynı zamanda onlara da gösterdiği bir lütuf, bir payedir aslında. Razı olduğu kullarını onlar vasıtasıyla müjdeletmekle hem şefaatçıları, hem de şefaatine nail olanları aynı anda ödüllendirmektedir Rabbimiz…
Bunun yanı sıra Rabbimiz, razı olduklarının dışında kalan kimi günahkarlar kullarını da affetmeyi murat edebilir ve bunları affedip bağışladığını, melekler ya da seçtiği insanlar aracılığıyla da bildirebilir.
Ama her halükarda bileceğiz ki şefaat, sadece ve sadece merhametli olan Allah’ın tekelindedir ancak.
“Hadi sen habibime dua et, yoksa ben sana yapacağımı bilirdim!”e varabilecek bir şefaat ve Allah algısı,
O’nu yeterince tanıyamamanın, takdir edememenin sonucudur. Aman ha, aman ha!.. (Enem 6/91 - Hac 22/74 – Zümer 39/67)
O, yoktan yarattığı kullarına herkesden daha çok rahmet eder, herkesden daha çok... Yeter ki huzuruna imanla varabilelim…
Hadislerde geçen “Peygamberimizin şefaatı” meselesine tamamen bu açıdan bakmalıyız, başka türlü olmaz zaten...
Durum Kur’an’da bu kadar berrakken, hiç kimse 3 günlük dünya, makam mevki uğruna bağlamından kopartılmış Peygamber şefaatını kendisine payanda yaparak insanları kendine köleliğe davet etmesin… Allah’la aldatmak kimsenin hayrına değildir… Ahiretimizi dünyaya değişmeyelim, hem değmez hem de cehennemde yaşanmaz!
HİÇ KİMSE NE BİRİLERİNİN ETEĞİNE YAPIŞARAK CENNETE GİDEBİLİR, NE DE BİRİLERİNİN ELİNDEN TUTUP ONLARI CENNETE ULAŞTIRABİLİR...
Bırakınız kendilerini “zillullahi fil alem” (yeryüzünde Alah'ın gölgesi) sanan ya da sanılan şeyh, efendi kanaat önderi, lider bozuntularını, peygamberlerin bile buna gücü yetmez peygamberlerin bile...
Allah Resulünün (sav) kızına tavsiyesini var mı hâla duymayan:
يَا فَاطِمَةُ أَنْقِذِي نَفْسَكِ مِنَ النَّارِ فَإِنِّي لاَ أَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا
"Kızım Fatıma! Kendini cehennem ateşinden kurtaracak amellerini ihmal etme sakın. Sizi Allah’ın azabından kurtarmaya benim gücüm yetmez!"
Babanın peygamber oluşuna falan güvenme, kulluğunu yap seni kurtaramam demektir bu...
İslam budur işte...
Bize düşen sadece Rabbimize kulluktur, gerisi de sadece Allah'a kalmıştır...
Bilmem anlatabildim mi?
Yazdıklarıma kafanıza yatmadıysa, kafanıza göre takılabilirsiniz ( smile ifade simgesi )
Vesselam...
Mustafa TULUKCU
قُل لِّلَّهِ الشَّفَاعَةُ جَمِيعًا لَّهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
"DE Kİ: BÜTÜN ŞEFAAT ALLAH'INDIR. GÖKLERİN DE YERİN YÖNETİMİ O'NA AİTTİR. SONRA HEPİNİZ O'NA DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ."
Kur'an - Zümer 39/44

HZ. MUHAMMED (sav) BİLE ALLAH’I GÖRMEDİ!

HZ. MUHAMMED (sav) BİLE ALLAH’I GÖRMEDİ!

Tasavvuf dünyasının incilerindendir:
"Allah’ı görmek!!!... Allah ile görüşmeler yapmak!!!"
Yanlış yazmadım "Rüyada Peygamberimizi görmekten" falan değil "Allah’ı görmekten!!!" evet evet Allah’ı görmekten O’nunla karşılıklı konuşmaktan (!!!) bahsediyorum.
Veli, Şeyh, Alim, Ulema, Allah Dostu, Efendi Hazretli vs vs diye bilinen kimi meczupların iddiasıdır, ya da bunların sevdalısı kimi zavallıların:
"Allah'ı gördüm!!!... Allah'ı gördü!!!"
Sadece iki örnek vereceğim sizlere, okuyun ve kendi gözünüzle görün akıl tutulması nasıl olurmuş, Allah diye diye nasıl sapıtırmış insan, insanları nasıl saptırırlarmış ya da:
1- Ebu Musa Ed Deybulî:
Bayezid-i Bestamî'den işittim, şöyle diyordu:
- RABBİMİ RÜYAMDA GÖRDÜM, dedim ki: Sana gelen yol nasıl olmalıdır?
- Nefsini terk et de gel, diye cevap verdi…
Celal Yıldırım – Bayezid Bestami İslam Tasavvufunun Özü Sh 50
2- Ahmet Bin Hanbel buyuruyor:
- ALLAHÜ TEALA’YI RÜYADA GÖRDÜM ve dedim ki: Ya Rabbi! Sana hangi şeyle yaklaşmak daha faziletlidir?
Buyurdu ki:
- Kur’an okumakla.
Dedim ki:
- Manasını anlayarak mı, yoksa anlamadan mı (!!!) okumalı???
Buyurdu ki:
- İster anlayarak oku, ister anlamayarak!!!
(Anlamadan Kur'an okumaya da ayrı bir bahis açmam lazım ama şimdi yeri değil. Ben bu Kur'an düşmanlarının neyini düzelteceğim yav vallahi şaşırdım n'apacağımı!.. M. T.)
İmam Gazali – Kimyayı Saadet Sh. 174
Gördünüz değil mi olayın vahametini!
İnsan sormadan edemiyor:
"Hiç mi Allah’tan korkmazsınız siz?.. Hiç mi Kur’an’ı okumazsınız?.. Hiç mi Peygamber’i dinlemezsiniz?.. Siz ne biçim insanlarsınız, ne biçim müslümanlarsınız siz?"
Gözlerinin içine sokarcasına Allah’ın sözü Kur’an’dan ayet getirseniz böyle tiplere, Allah’ın buyruğuna kulaklarını tıkar da, putlaştırdığı "Efendisi"nin hezeyanından vaz geçmez yine de, töbe vaz geçmez!
Çoook örnekler gördüm zira bu tip hilkat garibelerinden!
Efendisinin sözünü okudum önce kitabından göstererek bunlara konu açıldıkça, sonra da Kur’an’dan ayet sundum sözde Kur'an yolunda olanlara, hepsi ağız birliği yapmışlarcasına, şunu dediler bana daima:
"Kitaba sonradan eklenmediği ne malum!!!... Sen yanlış anlamışsın Efendimizi, Hocamız öyle değil şöyle demek istiyor!!!... Almışsın eline bir ayet (!) koca koca alimlerimizi (!) küçük düşürmeye çalışıyorsun, utanmıyor musun alimlerimize Allah dostlarına dil uzatmaya!!!.. Senin ilmin ne ki!!!... Bir ayetle her şey anlaşılmaz sen Kur’anın tamamını biliyon mu da gonuşuyon böle ileri geri he!!!... Ayetlerin bir Batıni bir de zahiri manası (!) vardır, senin ilmin çapın bunları anlamaya yetmez bre cahil!!!.."
Çaresizliğin ve putlaştırdığı Efendisine bağlılığın bir tezahürüdür olsa olsa bu tür mesnetsiz saldırılar…
Halbuki yapılacak tek şey vardır böyle bir durumda:
"Hadi ya! Valla bilmiyordum yav böyle dediğini. Durum böyleyse haklısın. Bu söylenenler, yazılanlar Kur’an’a aykırıdır. Ben bunu kabul etmem ve Kur’an’a boyun eğerim."
İşte bunu bir türlü yapamıyorlar… "Aşığın gözü kördür göremez" de ondan…
Onları kendi açmazlarıyla baş başa bırakarak şimdi sizlere bu konunun özünü, bu iddianın neden İslam’a aykırı olduğunu anlatmaya çalışayım.
Aslında Resulullah’ın (sav) şu Hadis’i bile bu konuyu aydınlatmaya, nokta koymaya yeter de artar bile:

اِنَّكُمْ لَنْ تَرَوْا حَتّٰى تَمُوتُوا

"SİZLER, ÖLMEDİKÇE ASLA RABBİNİZİ GÖREMEYECEKSİNİZ!"

Kütüb-i Sitte – Prof. Dr. İbrahim Canan C.13 Sh 298 (Müslim Fiten 95 – Tirmizi Fiten 56)

Bir tek Hadis'le balonları nasıl sönüverdi gördünüz işte. Sizi iftiracılar sizi!.. Meydanı boş mu zannettiydiniz yoksa?
Demek ki neymiş: UYKUDA YA DA UYANIK HİÇ FARK ETMEZ, BU DÜNYADA ALLAH’I GÖRMEK, ASLA MÜMKÜN DEĞİLMİŞ ASLAAAA!... Nokta.
İşin detayını merak edenler için yazıyorum bundan sonrasını (işin varsa git yani smile ifade simgesi )
Rabbimiz Kur’an’da kendisinin hiçbir insan tarafından (Peygamberler dahil) bu dünyada görülemeyeceğini çok açık olarak hatırlatır.
Çoğunuz duymuştur, okumuştur, dinlemiştir:
Allah cc Hz. Musa’ya Tur dağında bir ağaç arkasından seslendi hatırlayın. Hz. Musa duyuyordu ama Allah’ı göremiyordu. Sonrasını Rabbimizden dinleyelim:
"Musa tayin ettiğimiz vakitte Tûr'a gelip de Rabbi onunla konuşunca: ‘Rabbim! Bana kendini göster, seni göreyim!’ dedi. ‘Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!’ buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim."
Kur’an – Araf 7/143
Okudunuz değil mi ayeti de!.. Eee?
Sorarım şimdi size:
Allah peygamberine bile sen beni asla göremezsin buyuruyor gördüğün gibi ayette,
Peygamber dahi hatırlatıyor "Sizler, ölmedikçe asla Rabbinizi göremeyeceksiniz!" diye.
Durum bu kadar açıkken siz şimdi Allah’a ve Resulüne mi inanacaksınız,
yoksa "Allah ve Resulü ne derse desin ben Allah’ı gördüm arkadaş!"” diyen tahtası eksik, civatası gevşek meczuplara mı???
Şu okuyacağınız ayet tam anlamıyla öldürücü darbeyi indiriyor hala şüphesi olanlara:

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلَّا وَحْيًا أَوْ مِن وَرَاء حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاء إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ

"Allah bir insanla ANCAK VAHİY YOLUYLA veya PERDE ARKASINDAN konuşur, yahut bir ELÇİ GÖNDERİP izniyle ona dilediğini vahyeder."
Kur’an – Şura 42/51
İşte bu üç yolla olur ancak Onunla görüşmek, başkası mümkün değil...
Şu "dindar görünümlü din düşmanları" daha ne kadar prim yapacak bu ilkede anlayamıyorum.
Aşıklarını boş ver de sen bari bu din tacirlerine arka çıkıp dininden imanından olma kardeşim akıllı ol. Kur’an’ın yanında yer al ve kendini kurtar. Şayet böyle yapmazsak şu ayetin kapsama alanına gireceğimiz kaçınılmazdır hatırlatırım:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُّبِينًا

"ALLAH VE RESÛLÜ BİR İŞE HÜKÜM VERDİĞİ ZAMAN, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur."
Kur’an – Ahzab 33/36
Böylesi sapıklar için de Rabbimiz şu bir ikazı yapar:
"Her kim Allah'a ve Resûlüne karşı gelirse, bilsin ki ona, kendi gibilerle birlikte içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır."
Kur'an - Cin 72/23
Konuyu hayli uzattım tabii ki farkındayım, ama etrafınızdaki insanları iyice aydınlatın, uyandırın diye şu rivayeti de sizinle paylaşıyorum:
Mesruk Bin Ecda:
Birgün Hz. Aişe’nin yanındaydık. Aişe dedi ki:
"Ey Mesruk, üç şey vardır ki, kim bunlardan birisini söylerse Allah’a iftiraların en büyüğünü yapmış olur."
Ben: "Nedir onlar?" dedim.
"KİM, MUHAMMED RABBİNİ GÖRDÜ DERSE, O KİMSE ALLAH’A EN BÜYÜK İFTİRAYI YAPMIŞTIR!"
Yaslandığım yerden doğruldum.
—Ey Mü’münlerin annesi, dur bakalım. Öyle acele etme. Allah Kitabında:
“Ve onu apaçık ufukta görmüştü.” (Tekvir 23) Ayrıca “Ve onu bir kez daha gördü“ (Necm 53) buyurmuyor mu?
Aişe dedi ki:
“Bu soruyu, bu ümmetin içinde Resûlullah’a ilk defa soran benim. Resûlullah: “Gördüğüm sadece Cebrail idi. Onu yaratılmış olduğu aslî sûretinde bu ikisi dışında hiç görmedim.” buyurmuştu. Hem sen, Allah’ın şöyle buyurduğunu duymadın mı:
"Hiç bir beşerî görüş ve tasavvur O’nu kuşatamaz. Fakat O her türlü beşerî görüş ve tasavvuru kuşatır. Yalnızca O’dur her şeye nüfuz eden, her şeyden haberdar olan." Kur’an – Enam 6 / 103
Ve yine sen:
"Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder." Kur’an – Şura 42/51
Müslim - İman 177 / Tirmîzi – 3068
(Bu Hadisin devamındaki iki konu mevzu dışı olduğu için yazmıyorum konular karışmasın)
SONUÇ:
1- Bu dünyada Allah’ı görmek, hiçbir beşerin ulaşabileceği mertebe değildir. Allah’ın yasası budur. Kullarıyla konuşur, görüşür ama asla görünmeksizin, arada mutlaka mahiyetini kavrayamayacağımız bir perde olmak şartıyla ancak.
2- Ölüm sonrası hayata gelince, işte o zaman Allah’ı apaçık görmek iman edenler için mümkündür. Zira insanlar yepyeni bir fizikle, kendisini görebilecek farklı donanımlarla yaratılacaklardır:

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ عَلَى أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَالَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِي مَا لَا تَعْلَمُونَ

"Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve SİZİ BİLEMEYECEĞİNİZ BİR ŞEKİLDE YENİDEN YARATMAK ÜZERE aranızda ölümü biz takdir ettik.Ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz."
Kur’an – Vakıa 56/60-61

Artık bana da fenalık geldi bu kadar yeter…
Rabbim cümlemizi dünyada Allah’a ve Resulüne boyun eğen,
Ahirette de cemalini görenlerden eylesin… Amin..
Vesselam...
Mustafa TULUKCU