MANŞET!

KUR’AN NASIL OKUNUR VE DİNLENİR?

KUR’AN NASIL OKUNUR VE DİNLENİR? Karanlıklardan aydınlığa çıkalım, (Hadid 9) en doğru yolu bulalım (İsra 9) diye biz kullarına Kitabullah...

22.05.2017

HADİS KİTAPLARINI OKURKEN

HADİS KİTAPLARINI OKURKEN ÇOOOOK DİKKAT EDİN... AMA ÖNCE KUR'AN MEALİ'Nİ ÇOK İYİ BİLMELİSİNİZ!!

 RÂMUZ EL EHADİS’DEN  GÜYA  HADİSLER!!!
 Ahmed Ziyauddin Gümüşanevî

1- C.2 Sh 438/ 3
 “Bir kimse Hergün yüzünden 200 ayet okursa, kabrinin etrafındaki 7 kabir hakkında şefaatçi kılınır. Müşrik bile olsalar, ana babasından Allah azabı hafifletir.”
CEVAP
“İnkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüşlere gelince, işte Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların lâneti onların üzerinedir. Onlar ebediyen lânet içinde kalırlar. Artık ne azapları hafifletilir ne de onların yüzlerine bakılır. 
     Kur’an – Bakara 2/161-162

AMAN DİKKAT!

AMAN DİKKAT!

Yıllarca bize, ancak Allah’ı inkâr etmekle kâfir olunduğu anlatılageldi. Fakat Şeytan’ın, Firavunların ve Mekke’li müşriklerin de Allah’ı inkâr etmedikleri, -belki cehalet belki de gafletten- hep gözardı edildi.
Öyleyse bunlar, hangi sebeple kâfir oldular?
Bunlar, Allah’ın varlığını ve yaratıcılığını kabul etmekle beraber, O’nun kendi hayatlarına karışmasını, kanun koyuculuğunu, yöneticiliğini kabul etmiyorlar, dünya işlerini düzenlemede Allah’ın değil, insan aklının belirleyici olması gerektiğini iddia ediyorlardı.

Daha kısa ifadeyle: Allah’ı yaratıcı olarak kabul ediyor, yönetici olarak ise reddediyorlardı.

Mesela Şeytan’ın, Allah’ı yaratıcı olarak kabul ettiğini şu ayetten hemen anlayabiliriz:

BUNCA YILDIR BENİM KUR'AN VE SÜNNET'TEN ANLADIĞIM!!!

BUNCA YILDIR BENİM KUR'AN VE SÜNNET'TEN ANLADIĞIM!!!

 MÜSLÜMAN OLMAK

●Müslüman olmak, hem “Lâ ilâhe illallah” demek, hem de zâlimlere boyun eğmemektir!

●Müslüman olmak, hem namaz kılmak, hem de insanları aldatmamaktır!

●Müslüman olmak, hem oruç tutmak, hem de kırmızı ışıkta durmaktır!

●Müslüman olmak, hem zekât vermek, hem de çalıştırdığı elemanlarını asgari ücrete mahkûm edip ezmemektir!

40 ÂYET VE MEÂLİ YARIŞMASI

40 ÂYET VE MEÂLİ YARIŞMASI  2010 / 2011

  • 1
كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِِيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُولُوا الأَلْبَابِ 

Sana bu mübârek Kitab'ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.
Sad 38/29
  • 2
إِنَّ الَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ وَأَنفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرّاً وَعَلاَنِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لََن تَبُورَ

Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfedenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler.
Fatır 35/29
  •  3
أُتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلاَةَ إِنَّ الصَّلاَةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ
 وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak, elbette ibadetlerin en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.
Ankebut 29/45

YİMİNNEN SÖÖLÜYOM GÜLME GARANTİLİ!... BAK YİMİNİTTİM YAW! KRİZE BİLEM GİREBİLİN DİGGADİT :D

YİMİNNEN SÖÖLÜYOM GÜLME GARANTİLİ!... BAK YİMİNİTTİM YAW! KRİZE BİLEM GİREBİLİN DİGGADİT :D

TEBRİK KARTLARI

Sene 1965. Bir genel müdürlükte özel kalem müdür yardımcısıyım. Bayrama on gün var. Benim müdür hastalandı.
İşe gireli iki hafta olmuş olmamış. Genel müdür bey beni yanına çağırttı:
—Tebrik kartları hazır mı?
Şaşırdım:
—Hangi kartlar efendim?

ALLAH VAR MI??? TABİ Kİ VAR DEMEK YETMİYOR DOSTUM... İZAH EDECEKSİN

ALLAH VAR MI??? TABİ Kİ VAR DEMEK YETMİYOR DOSTUM... İZAH EDECEKSİN



ATEİZM DERNEĞİ!

Geçenlerde bi ateizm derneği açılmış.
Tebrik etmek için aradım. Dernek başkanıyla görüştüm.
Çok sevecen, hoş bi arkadaş. Çok da nazik, güzel konuşuyor.
"Bir soru sormak istiyorum" dedim.
"Elbette" dedi. "Buyurun."
Dedim, "Böyle küçük birderneğin neden bir başkana ihtiyacı var ki?"
"Çünkü" dedi."Bir organizatör, bir idareci olmalı mutlaka."
Dedim, "Küçük bir dernek bile bir organizatör olmadan idare edilemiyorsa,
şu koca kainat nasıl organizatörsüz olabilir?"
Bizim başkan telefonu yüzüme kapattı!..

TOPRAK!

Bilim adamları uzun uğraş sonunda insan yaratmayı başarırlar!
Ve derler ki: "Artık Tanrı'ya ihtiyacımız kalmadı!.. Gidip O'na durumu anlatmalıyız!"
Heyet halinde Yaratıcı’nın huzuruna çıkarlar ve artık insan yarattıklarınıkendisine de ihtiyaçlarının kalmadığını söylerler.
O, "ilginç" der. "Peki, nasılyaptınız?"
Bilim adamları "gururla" anlatmaya başlar:
"Önce" derler, "yerden bir parçatoprak alacaksınız..."
Tanrı araya girer:
"O toprak benimki mi sizinki mi?!"

NOT: Bu anekdotun gerçekle bir ilgisi yoktur,  yazar böyle bir konuşmayı hayalen canlandırmıştır.


لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ

"HEPSİ BİR ARAYA GELSELER, BİR SİNEK DAHİYARATAMAZLAR."
Kur'an - Hac 73


ŞİİR ŞAİRSİZ, RESİM RESSAMSIZ, PLAN MÜHENDİSSİZ... OLMAAAAZZZZ!

Bir şiir okuduk. Gördük ki muhtevası, yüksek fikirler ve zarif duygularla örülmüş. Şekli, vezin, kâfiye, cinas gibi edebî sanatlarla süslenmiş. Her harf, her kelime, her işaret olması gerektiği yerde…
Aklımıza hemen bir soru geldi:
—Bu şiiri yazan kimdir?
İşte birinci cevap:

Harfler yazdı. Çükü eser onlardan meydana gelmiştir. Bu harfler tesadüfen bir araya gelip, o edebî eseri teşkil etmişlerdir. Eğer şiiri yazan başkası olsaydı, kâğıdın içinde görünürdü. Oysa, olduğu iddia edilen “şâiri” ne görebiliyoruz, ne de tutabiliyoruz!..
Sıra ikinci cevapta:

Bu harika sanat eserini, akılsız şuursuz, edebiyattan ve sanattan habersiz harflerin yazması mümkün değildir. Aklımıza ve duygularımıza hitap eden o yüksek manalar,  harflerde yoktur. Harfleri de, şiirin tamamını da yazan bir “şâir” vardır. O’nun kağıdın içinde olmaması, inkârına delil olmaz. Çünkü şâir, kâğıt ve harf cinsinden bir varlık değildir ki orada görülsün.

Şimdi bu örneği hakikate tatbik edelim:
Sağlam bir zevke ve idrâke sahip olan herkes anlar ki, bütün yaratıklar, şu insan, şu menekşe, şu kelebek birer şiirdir. Şiiri harflerin yazması ne kadar imkânsızsa, şu insan denilen sanat şâheserini de atomların yapması, o kadar akıldan uzaktır. Atomlar, harflerden daha âlim ve daha sanatkâr değildir.
Her şiirin bir şâiri olduğu gibi, şu süslü ve manalı eserlerin de bir “yaratıcısı” vardır.
 Allah’ı inkâr eden materyalist, atomdaki şuursuz hareketi görüyor, her şeyin bunlarla olacağını sanıyor: “Beni de, kedim Tekir’i de, çiçeğim kuşkonmazı da yapan atomdur.” diyor. Kalemi yazar, fırçayı ressam, çiviyi marangoz zannediyor. Hareketlerin ve kuvvetlerin arkasındaki sonsuz ilim ve iradeyi görmek istemiyor.
Selimiye Camisi’ni görenler bilirler. Hakikaten o, mimari bir incidir. Muhteşem kubbesi, zarif minâreleriyle Osmanlı’nın şânına şan katmaya devam ediyor. Sanat inceliklerini hayran hayran seyreden turistler, Mimar Sinan’a övgüler diziyorlar.
Mimar Sinan câmide görünmediği için inkâr mı edilecek? Mimarı inkâr etmek için taşın mâhir bir sanatkâr olduğu mu söylenecek? Çünkü usta kabul edilmezse o zaman, bütün taşların bir câmi yapmak konusunda anlaşması, kendi kendini nakışlaması ve bir plan dâhilinde bir araya gelmesi gerekir.
Bu sizce mantıklı mı?
İçinde ömür sürdüğümüz şu uçsuz bucaksız kâinât da bir mimari şâheserdir. Şüphesiz ustasını gösterir ve ilân eder. Allah’ı inkâr adına bütün atomlara ilâhlık vasfı veren adam, hakikatten ne kadar gafildir. Üstelik bu binanın yapı taşları her an değişmektedir.
Kâinat içindeki her varlıkta bir binaya benzer. O ezeli “Sanatkâr” aynı malzemeyle milyonlarca tarz bina yapmakta ve bunları “akıl sahiplerine” göstermektedir.
“İnsan kâinatın küçük bir örneğidir” derler. Doğrudur. Dünya onunla mânâ kazanmıştır. Manevî yönü bir yana, maddi yapısıyla bile insan, akılları hayrette bırakan bir mükemmelliğe sahiptir:
Mekânik gözüyle bakılırsa, vücud, olağanüstü bir fabrikadır. Kalp makinesi, gerekli akaryakıtı pompalar. Damar adı verilen borular, hayâti sıvıları taşır. Mide makinesi, dışarıdan giren hammaddeleri, mamul ürünler haline getirir. Sinir sistemi, idâre merkeziyle diğer makinelerin irtibatını sağlar. Boşaltım sistemi, pis su ve artıkları dışarı atmakla görevlidir. Dil, kapıcılık yapıp, faydalı maddeleri alır, zararlıları defeder. Gözler, idâre müdürünün dışarıyı gözetlemesi için açılan pencerelerdir. Kulaklar, fabrika müdürüne dış âlemden haberler getirir. Kafa denilen üst kat, idâre merkezidir. Beyin, ruh denilen efendinin bilgisayarıdır.
Ruh görünmez. Çünkü o makine cinsinden değildir…
Dünya da bir fabrikadır. Toprak gibi basit hammaddeden, binlerce çeşit ürün imâl eder. Hangi fabrika, parçaların bir araya tesâdüfen gelmesiyle kurulmuştur?
Saat parçaları satan bir dükkana girsek, orada çalışır vaziyette bir saat görsek, bu saatin kendiliğinden yapıldığını söyleyebilir miyiz? Basit bir saat bile kendi kendine yapılamıyorsa, şu dünya fabrikası nasıl yapılır? O muhteşem sistemi, ilim ve hikmetiyle kuran ve çalıştıran Allah’ı, maddeciler ne zaman tanıyacaklar?
      Kabirde mi?
—  Çok geç…….! 
Ömer Sevinçgül
●●●
GÖREMİYORUM!

Öğretmen sınıfı terk eder terk etmez arkasından koştu. Ürkek bir sesle:
—Öğretmenim, dedi. Affedersiniz, bir sorum olacaktı!
Öğretmen, onun mahcup haline tebessümle karşılık verdi:
—Seni dinliyorum. Rahat olabilirsin.
—Derste meleklerden söz etmiştiniz. Bu görmediğimiz varlıklara nasıl inanacağız?
—Çok kolay dedi, öğretmen. Görmekle inanmanın farklı şeyler olduğunu idrak edeceksin.
Anlayamadım dercesine öğretmenine baktı.
Öğretmenler odasının bir kenarına oturduklarında:
—Bak, dedi. İnanmak kalbe ait bir olay. İnsan inanmaya çeşitli yollardan gider. Görme, bu yollardan sadece birisi.
Yemeğin tadına dilimizle bakarız. Tadını anlar ona inanırız. Hâlbuki gözümüz, tatlar âlemini görmekte kördür.
Radyoyu aç bakalım ne var? dendiğinde, bu defa kulağımıza iş düşer. Sesler âlemine gözümüzle değil, kulağımızla bakarız…
İşte, gerçeği bulmada görmeyi tek ölçü kabul edenler, insandaki duyu organlarını bire indirgemiş olurlar. İş bununla da kalmaz, akıl ve vicdanın vazifesini de göze yüklemeye kalkarlar.
Bu sözlerin tesiri, öğrencinin yüzünde okunuyordu. Devam etti öğretmen:
—Bilimin son keşfine göre, insanın gözü, evrende mevcud ışık dalgalarının ancak yüzde üç buçuk kadarını görebiliyor. Demek ki insan, inanmak için görmeyi tek ölçü kabul etse, şu evrenin yüzde doksanından fazlasını inkâr etmesi gerekecek. Bu, cehâlet değil de nedir?
Sana son olarak bir şey daha söyleyeyim dedi ve işâret parmağını öğrencinin alnına hafifçe dokundurarak:
Şu deri tabakası var ya, dedi. Onun hayâlen yüzünden söküp at. Etlerini de soy kafatasından. Bütün bedenine ayrı ayrı bu işlemi uygula. Her bir organını değişik kaplara koy. Sonra bu et, kan, ilik yığınının karşısına geçerek, kendi kendine sor:
Nerede aklım? Hani hâfızam? Sevgim? Korkum? Merakım? Nerede o, ıssız bucaksız his dünyam? Hangi kaba koydum bunları?!
Demek ki, bu maddi bedenimizde bile, bu kadar görünmez âlemler yaratan Allah, elbette şu muhteşem kâinatta, mahiyetini kavrayamayacağımız nice varlıklar yaratmıştır, de…

Prof. Dr. Alââddin Başar
وَهُوَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ
O’nun her şeye gücü yeter.
Kur’an – Maide 5/120
●●●

UÇAK VE SİNEK

Yeşilköy Hava Limanı’nda, dış hatlar kısmındayız. Her taraf tertemiz. İyi giyimli insanlar ve pahalı bavullar.
Nihayet kapılar açıldı, uçaktaki yerimizi aldık. Kocaman bir uçak. Pencerenin yanına oturdum.
Yanımdaki arkadaş tekniğin çok ilerlediğini söyleyip uçaktan bahsetti. Ona:
—Uçağı yapanı, tamir edeni ve uçuranı takdir etmeliyiz. Ama sineği yaratanı da unutmamalıyız! dedim.
Gözlerini açıp yüzüme hayretle bakmaya başladı. Anladım ki devam etmemi istiyor.
Sinek de bir uçak gibidir, dedim. Bakım, tamir ve havalimanı falan istemiyor.
Bir uçağı düşürsek, herhalde bizi idam ederler. Binlerce sineği öldürüyoruz, ceza vermiyorlar. Demek ki sineği yapan çok kolay ve ucuza yapmış!
Ayrıca dünya da bir uçak. Denizleri, dağları, insanları üzerine doldurmuş binlerce yıldan beri durmadan gidiyor. Bu dünya uçağını yapan ve uçuran kim? Enerjisini temin eden kim? Sayısız yıldızlar ve gezegenler içinde bunları birbiriyle çarpıştırmayıp, uzay trafiğini yöneten kim?
Asrımızda medeniyet ilerlemiştir. İlim ve teknik ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanlar sinek kadar küçük, dünya kadar büyük bir uçak yapamayacaktır.
Öyleyse uçağa binen, uçakları görüp de onlara hayran olan insan, asıl, sineği ve dünyayı uçak gibi yapıp uçuran Allah’ı tefekkür etmeli, O’nun ilmi ve kudreti karşısında kulluğunun gereğini yapmalıdır.
İlmin ve aklın gereği budur...
Hekimoğlu İsmail
إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لآيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ وَفِي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَابَّةٍ آيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ

Göklerde ve yerde, sizin yaratılışınızda ve yeryüzünde serpiştirdiği hayvan türlerinde, inanmak isteyenler için nice mesajlar vardır.
Kur’an – Casiye 45 /4,5
إِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوْ اجْتَمَعُوا لَهُ

Allah’ı bırakıp da taptıklarınız,hepsi bir araya gelseler,  bir sineği bile yaratamazlar!
Kur’an – Hac 22/73
●●●

ALLAH’A İNANIYORUM
Yazar: H. Armstrong

Bir an için plânlama, desenleme ve uygulama gücünüze güç katıldığını farzediniz. Arzu ettiğiniz her şeyi plânlayıp yapabildiğinizi, bunun için muhâkeme ve irâdenizin yeterli olduğunu kabul ediniz.
Daha sonra, haddinizi sonsuz ölçekte aşarak gezegenleri, güneşleri, nebula ve galaksileri bütün haşmetiyle ve kusursuz bir şekilde tasvir etme biçimlendirme ve harekete geçirme işine giriştiğinizi düşününüz.
Bu gezegenlerin biri üzerinde orada mevcut bütün hayat şekillerini planlayıp meydana getireceksiniz. “Benzerini yapacaksınız” demek istemiyorum. Çünkü o ana kadar taklit edilebilecek herhangi bir hayat şekli veya gezegen yoktur.Bu muhteşem faaliyeti gerçekleştirirken, en güçlü mikroskopların yardımıyla dâhi görünemeyen maddenin en küçük parçalarına kadar, âlem içinde âlemler kuracaksınız.
Bir atomu yaparken, aynı sistemle güneş sistemini de kurup, sizin için büyük-küçük farkı olmadığını göstereceksiniz…
Milyonlarca tür hayvanın yüz milyonlarca ferdinin tek tek hayatlarını tanzim edecek, her birinin ayrı ayrı olan rızıklarını bir dakika dâhi geçirmeden onlara ulaştıracak, gerekli olan elbiseleri giydirecek, hayatlarını muhafaza etmek için her birine ayrı ayrı koruma cihazları takacak, dünyaya geliş ve gidiş zamanlarını düzenleyecek ve hepsinin hukuklarını koruyacaksınız…
Milyarlarca insanın yüz şeklini, göz, kulak, burun ve ağız olmak üzere aynı uzuvlardan teşkil etmenize rağmen, hepsini birbirinden farklı yapacak ve hepsine de kendine has güzellikler ve özellikler vereceksiniz…
Onların maddi ve manevî cihazlarını kusursuz bir şekilde işlettirecek ve kalplerinden geçen arzulara göre ihtiyaçlarını yerine getireceksiniz.
Ve daha, daha, daha…
Aklınızın, zekânızın ve kuvvetinizin bunlar için yeterli olduğuna inanıyor musunuz?
Biraz durup düşünün…
Ve bütün bu kâinatın yaratılmasını, kusursuz idâresini ve tanzimini akılsız, şuursuz tabiat (doğa) kuvvetlerine veya çeşitli sebeplere isnad eden zavallıların ne kadar gülünç duruma düştüklerini görün.
Diğer bir ifadeyle de Allah’ı bulmanın ne kadar kolay olduğunu anlayın.
   H. Armstrong  Plain Truth’dan Tercüme
إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ
Kulları içinde Allah’tan ancak âlim olanlar korkar.

Kur’an – Fatır 35/28
●●●

BAVULA KİM KOYDU???  

Yazar Ronald Knox birgün, bir bilim adamı ile dini bir sohbet sürdürüyormuş.
Bilim adamı, şu mantığı yürütmüş:
“Milyonlarca gezegenin bulunduğu bir evrende, bunlardan en azından birinde, hayatın tesadüfen ortaya çıkması kaçınılmaz değil midir?”
Knox şöyle cevap vermiş:
—Eğer Scotland polisi bavulunuzda bir ceset bulsaydı, onlara: “Dünyada milyonlarca bavul var, birinde ceset bulunması kaçınılmazdı” mı dersiniz? Sanırım yine de ONU ORAYA KİMİN KOYDUĞUNU  bilmek isteyecekler...
"PEKÇOK İNSAN ANCAK GÜZEL HAVADA DİNSİZDİR" Amerikan Atasözü
"GÖK GÜRLEYİNCE HIRSIZ NAMUSLU OLUR" Kamboçya Atasözü
 "ALLAHIN VAR OLDUĞUNU İSPAT ETME LÜZUMUNU MU DUYUYORSUN? ÖNCE BİR MEŞALE Mİ YAKMAK GEREKİR GÜNEŞİ GÖRMEK İÇİN?" Çin Atasözü
"SİPERLERDE ALLAHSIZ İNSANLARA RASTLAYAMAZSINIZ!"  Cummings
●●●
Hazırlayan: Mustafa TULUKCU

HZ. MUHAMMED'İN (SAV) ÇOK KADINLA EVLİLİĞİ!

HZ. MUHAMMED'İN (SAV) ÇOK KADINLA EVLİLİĞİ!



“Muhammed ile ilgili okuduğum her satırda, O’na karşı daha fazla hayranlık ve hürmet duyuyorum.”
Annie Besant
İngiliz Sosyal Reformcu
Ne zaman elleri boşa çıksa İslam’dan haz almayanlar, ne zaman yapacak başka işleri kalmasa ısıtıp ısıtıp gündeme getirirler!
Üzerinde azıcık kafa yormadan, lades olacaklarını bile bile saldırırlar: “Şüphesiz ki sen çok yüce bir ahlak üzeresin” övgüsüne (Kur'an - Kalem 68/4) mazhar olmuş Alemlere Rahmet Hz. Muhammed’e (sav)
O’nun çok kadınla evlenmesini dillerine dolayıp:
“Gördünüz mü işte!” derler, utanmadan sıkılmadan. “Muhammed kadınlara düşkün birisiydi!”
Devam ederler herkesi kendileri gibi bildikleri, hiç yapamazlarsa kimi kafaları karıştırmak için:
“Öyle olmasaydı eğer, 9 veya 12 kadınla nikahlanır mıydı hiç?! Demek ki Muhammet..!”
Her yıl bu konu mutlaka birkaç kez sorulur tanıdıklarım tarafından bana da.
Öğrencilerim de dahildir buna ve bende anlatırım hiç bıkıp usanmadan…
Resulullah’ın (sav) –güya- henüz 9 yaşında(!) iken Hz. Aişe validemizle evlenmesi de bu bahis açılınca merak edilenler arasındadır. (Hz. Aişe konusuna yazımın sonunda değineceğim)
Kabul etmek gerekir ki, kendi çevremden olan ve dinine düşkün bilinen gençlerimizin çoğu, hayli hırpalanır ateistlerin bu tür bombardımanından.
Rabbimizin “Üsve-i hasene” yani “en güzel örnek” insanlardan gösterdiği Hz. Muhammed (sav) üzerinde sırf bu sebeple uzun zaman şüphe duyan, sarsılanlar bile olur bizim cenahtan.
Ne yazık ki dindarlarımızın çoğu, kimi ateistler kadar bile dini bilgiye sahip olmadığındandır travma geçirmelerinin tek sebebi.
“Dinini seven ama dininden haberdar olmayan" tuhaf bi dindarlık anlayışımız gelişti maalesef.
"İslam'a bilmeden saldırmak" ve "İslam'ı bilmeden sevmek!" bu toprakların realitesidir.
İnanın kimi ateistlerle ben de çok sohbet ettim ve ediyorum da hala. Bizimkilerden daha çok Kur’an’dan Hadis’ten ya da Hadis zannettiği bilgilerden haberdarlar yine de çoğu.
Sıkıntı burada başlıyor işte.
Dinine düşkün ama yeterli dini bilgiye de sahip olmayan –nasıl oluyorsa bu- gençlerimiz bocalıyorlar ve kafaları karışıyor bu tür konular gündeme gelince…
Eğer doğru bilgiye ulaşamazlarsa bunlardan kimileri inanın dinden bile soğuyabiliyor zamanla.
Böylelerine tavsiyem:
“İman ettiğiniz Kur’an’ı kendi dilinizde anlaya anlaya çok okuyun önce. Sonra da bir o kadar Resulullah’ın (sav) hayatını anlatan Hadis, Siyer ve İslam Tarihi alanında yeterli bilginiz olsun. Ama her halükarda Kur’an’ı iyi bileceksiniz öncelikle.
Yani şu elinden düşürmediğin telefonun kadar bari dinine ilgi göster, önem ver yav.
Dokunmatik telefonunla selfi yapacağına, sivilceyi kafaya takıp retricayla vakit öldüreceğine sabahtan akşama kadar, biraz da kitaplara dokunsun elin!
Ön kameraya baktığın kadar kitaplara bak biraz da!
Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmuyor işte!
Sonra da bocalar, ateistlerin bi kaşık suyunda boğulursun!..
Anlayana bu kadar fırça yeter. ( smile ifade simgesi )
Neyse biz gelelim şimdi şu çok evlilik konusuna.

Şimdi beni iyi dinle ateist kardeşim!
Sana göre “Muhammet” bana göre “Hz. Muhammed (sav)” henüz peygamber falan değilken, gençlik yıllarındayken yani, içinde gezip dolaştığı Mekke’nin sosyal yaşantısını şöyle bir gözünde canlandır önce.
Konumuz gereği özellikle de kadın- erkek ilişkilerinin nasıl olabileceğini hayal et zihninde?
Malum o dönemle ilgili nice bilgilere sahibiz hepimiz, sen de duydun okudun az çok bilirsin!
Daha anlaşılır olsun diye ben hatırlatıyım en iyisi, güncelleyerek hatta o dönemin Mekke’sini:
İslam öncesinin Mekkelisi:
Her ay, her hafta, her gün birisiyle buluşur, hiçbir kural tanımaksızın, hiçbir mahalle baskısı olmaksızın herkes kafasına göre takılırdı!..
Evliymiş bekarmış hiç fark etmezdi onlar için. Bütün mahalle sakinleri üç aşağı beş yukarı aynıydı zira. Kimsenin kimseden utanacak, korkacak kusuru yok(!)tu ki gizlesin kendini, ya da yüzü kızarsın konu komşudan!
Keyfinin kahyası kadar evlilik yapabilirdi erkekler, sınırı yoktu nikahlanmanın.
Nikahsızlığın da sınırı yoktu zaten!
Sonsuz sayıda dost hayatı yaşayabilirdin o dönem, sınırsız nikahın yanısıra!
Kim kimden hoşlandıysa, anında “elektrik aldım senden” diyerek pervasızca yatar kalkarlardı!
Sonra da, yine hiç mi hiç utanma duygusu çevre baskısı olmaksızın, android telefonuna sarılır erkek ya da kadın, mesaj bölümüne girip: “üzgünüm, bizimki hataydı!… Herkes yoluna!” yazar “gönder” düğmesine dokunup yollarını ayırırdı hemen. “mesaj iletildi” ye bile bakmadan bir önceki gün gözü oynadığı, kafasına not ettiği o sarışın kıza ilk mesajını atardı saniye geçmeden: “Seni unutamadım!… Elektriğine kapıldım, yarın falanca kafede buluşalım mı? Yakamda kırmızı bir karanfil olacak. Sakın ha karıştırma beni beyaz güllü, pembe laleli olanlarla imi?”
Ya da şöyle yapardı mesajlaşmanın dışında:
Fesbugdaki “durumu” bölümüne:
“Falancanın (kendisi oluyor) filancayla ilişkisi başladı!” der ve sonuna da, kırmızı kalpli smileyin yanına bir de “mutlu smiley” ekleyiverirdi!
İki gün sonra da, İslam öncesindeki bu Mekkeli Mevlüt’ün fesbug sayfasında görürdünüz, kanıksadığınız “198. ilk aşkı!”yla buluşmasından geriye kalan boy boy sarmaş dolaş fotolarını.
Haliyle Mekkeli Mevlüt’ün kankilerine de:”beğen” butonuna dokunup “hayırlı olsun kardeşim!” yorumu yazmak düşerdi. “Özel”den de sohbete girip ardından: “kim lan bu yavru ceylan!.. yine kapmışsın be koçum!.. Ağzının tadını da bilion len helaaaall!” denirdi hafif kıskançlık koksa da “sırıtma smileyi” eklenen yoruma!
Sonra ne mi olurdu?
Yav n’olacak ki sonra?
Her ay, her hafta olan neyse yine o olurdu:
“Falancanın (Mekkeli Mevlüt yav anna gari) filancayla ilişkisi bitti!..
Ve sonuna da gerçekten üzgünmüş havası vermek için “yeşil renkli üzgün smiley” eşliğinde “Kendisini hasta hissediyor!”u okurdunuz!
Kendini hasta hisseden Mevlüt’e kimi saflar kanarken, aslında onun 199. İlk aşkı(!)yla “özelden” ilk ısınma turlarına başladığını kestirmek hiç de zor değildi.
Vakıayı adiyedendi bunlar… Hatta en masumuydu belki de bu tür ilişkiler.
Dahası da var:
Babasının evlenip ayrıldığı üvey annesiyle, ya da oğlunun evlenip ayrıldığı geliniyle ilişkiye geçmek hiç yadırganmazdı!
Babanın ya da oğulun dost hayatı yaşadığı kadınlarla babanın ya da oğlunun dönüşümlü aşk yaşamaları da gayet normaldi.
Zerre miktarı haya duyulmazdı benzer çarpık ilişkilerden…
Affedersiniz,
“Genelev” statüsünde çalıştırıldığını göstermek etmek için Mekke’nin nice evleri renkli bayrakla donatılır, flörtten hoşlanmayan, zaman kaybetmek istemeyenler de anında birkaç dinarla burada işini halledip yoluna devam ederdi!
Buna imkanı olmayan ya da bunlarla yetinmeyen olursa eğer, hiç sorun değil,
Hemen “Salı pazarı”na gidilir, yok eğer yetişilemediyse, mal(!)ı kapan kapmışsa varsın olsun bir sonraki “Perşembe pazarı” beklenir, domates, salatalık, limon alınır gibi “cariye” adı verilen zavallı kadınlara efendi(!) olmak için günün rayiç fiyatı sahibi(!)ne ödenerek bu zavallıların yeni efendi(!)si olunur, artık bıkıncaya kadar bu masumlar fütursuzca kullanılırdı!
Bıktıysan şayet cariye(!)nden sat gitsin!.. Nasıl olsa “Cuma pazararı”na yenileri gelecekti sorun muydu yani?!!
Çürümüşlüğün her çeşidi mevcuttu sizin anlayacağınız Cahiliyye Mekke’sinde!
Çürümemiş birkaç muvahhid ya da fıtratı bozulmamışlar kalmışsa aralarında, onlar da yadırganır, alaya alınırdı bu çürümüş mendeburlarca:
“ot gibi yaşıyor yav bu saftirikler de! Dünyaya bi daa mı gelcez he!” diye!
Bunları niye anlattım, anlatıyım:
Bak benim ateist, dinsiz kardeşim,
İnsanlığın can çekiştiği bu rezilane ortamda senin “kadın düşkünü!” dediğin Hz. Muhammed (sav) nasıl bir gençlik dönemi geçirdi hiç araştırdın mı bunu???
Anlaman için bunu da günceliyleyim sana:
Değil bir tek kızla kadınla buluşmasını O’nun,
el ele, kol kola sarmaş dolaş orda burada flört etmesini Muhammet’in, (Hz. Muhammed (sav) yani)
android telefonundan herhangi bir kıza bir tek, evet bir tek “senden hoşlandım” mesajı attığını bile göremezsin!!!
Be dostum,
KARI KIZ DÜŞKÜNÜ OLAN BİRİ,
HELE HELE KONJONKTÜR DE MÜSAİTKEN
VE PEYGAMBER BİLE DEĞİLKEN ÜSTELİK,
NİYE BÖYLESİNE PIRIL PIRIL BİR HAYAT YAŞASIN Kİ???
ÖYLE YA, KADINLARA ZAAFI VARMIŞ MADEM???
Nice İslam düşmanları O’nun hayatını didik didik araştırdılar senden önce de, bu yaşlarda bir tane çizik bulamadılar sicilinde. Bir tek örneği yoktur bunun anladın mı beni cahil müfteri? (Hak ettin ama bunu)
25 YAŞINA KADAR 1 TEK KADINLA, KIZLA DÜŞÜP KALKTIĞINI GÖREMEDİLER O PIRLANTANIN!..
O’na her türlü iftirayı attılar İslam düşmanları.
Neler demediler ki:
“Deli, Mecnun, Yalancı, Bölücü, Cinlenmiş… vb” deyip durdular biteviye.
Ama iki şeyi hiç diyemediler Peygamberliğinden önceki hayatı için:
“Yalancı!” ve “Karı kıza düşkünü!”
Bu iki iftira hiç vaki olmadı Elçi’liğinden önce.
Resul olmadan önceki hali için söyledikleri sadece şuydu:
“Muhammed-ül Emin” ve “İçimizdeki en temiz insan!”
O’nun YALANCI, MECNUN, CİNLENMİŞ OLDUĞU İFTİRALARI, TAMAMEN NEBİ OLDUKTAN SONRAKİ HEZEYANLARDIR HEP…
UTANMADAN TÜKÜRDÜKLERİNİ YALAYARAK YAPTILAR BUNU DA HEM!
KARI KIZA DÜŞKÜN OLDUĞU HEZEYANLARI İSE ÇOK DAHA SONRA İCAD EDİLDİ, SİZİN BEYİNSİZ AKIL HOCALARINIZ TARAFINDAN!
25 yıllık hayatında bir tek çiziği olmayan, hiçbir gayr-i meşru hayata imza atmamış insanlığın iftihar tablosu bir örnek insan için değil böyle dil uzatmak, tam aksine çelik gibi bir iradeye, alkışlanacak bir nefse hakimiyete sahip olduğundan dolayı, hakkını teslim edip şapka çıkarmak gerekirken önünde hem de...
Utanmalısınız kendinizden...
İkinci atağım geliyor dikkat et:
Henüz peygamber bile olmayan bu örnek insan, 25 yaşına geldiğinde Hz. Hatice ile evlendi. Rivayetlerin çoğu Hz. Hatice’nin 40 yaşında olduğunu söyler bu evlilik esnasında.
(NOT: Ben çookk önceleri bir kitapta –adını hatırlayamadım şimdi- Hz. Hatice’nin Resulullah’la evlendiğinde 26 yaşında olduğunu okumuştum. Ve ben bunun daha doğru olduğu kanaatindeyim. Velev ki 40 yaşında olsun.)
Hz. Hatice ile Resulullah’ın bu evliliği tam 23 yıl sürdü… Ve Resulullah (sav) asla 2. Bir kadınla evlenmedi Hz. Hatice varken!
Burası da çok önemli es geçme hemen!
Öyle ya, konjonktür birden çok evliliğe çok müsait ve asla yadırganmamasına rağmen, düşünebiliyor musunuz Hz. Hatice’den başka 2. bir kadın yok “kadınlara düşkün”ün (!) hayatında!!!
Ülen bu nası kadınlara düşkünlükmüş öyle???
Sözüm ona “kadın delisi” biri böyle mi yapar hiç? Hiç mi vicdanınız yok sizin, bre insafsızlar???
Niye bunları hiç düşünmezsiniz he???
Basit bi ayrıntı mı bu???
Bak bunu da biraz düşün tamam mı?..
Devam ediyorum:
Hz. Hatice vefat edince ne mi oldu?
Yaşı 48’e gelmişti o güzel insanın.
Fırsatı ganimet bilip biraz gönül eğlendireyim(!) demedi hiç.
TAM 5 YIL KİMSEYLE EVLENMEDİ!!!
Aloooo! Duyuyon mu beni?
Tam 5 yıl dul olarak pırıl pırıl bir hayat sürdürdü yine!
Onun için sıkıntı değildi ki bu durum!.. 25 yıllık bir deneyim sahibiydi zira!
Yav ateist kardeşim, bu nası bi kadınlara düşkünlükmüş öyle yav???
Nasıl bir haşa “zampara”ymış ki bu insan, tam 5 yıl gözünü kaldırıp da bir tek kadına kıza yan gözle bakmadan dul olarak yaşamış yine???
İnsaf yav… İnsaf insaf!..
Ve Alemlere Rahmet bu güzel insanın gelir yaşı 53’e..
BİRDEN FAZLA KADINLA EVLİLİĞİ, İŞTE BU 53. YAŞINDAN SONRA BAŞLAR O’NUN!
Yani fiziksel olarak da hayli ilerlemiş olan ömrünün son 10 yılındadır Hz. Hatice dışındaki bütün evlilikleri!
53 YAŞINDAN SONRA YAPTIĞI/YAPMAK ZORUNDA KALDIĞI ÇOK EVLİLİĞİNİ KADINLARA DÜŞKÜNLÜKLE AÇIKLAMAK, NE AKILLA, NE İNSAFLA NE İZ’ANLA ASLA BAĞDAŞMAZ.
ANLAMAK İSTEMEYENLERİN DIŞINDA KİMSEYE YUTTURAMAZSINIZ BUNU!
BÖYLE BİR ZAAFI OLAN İNSAN, 53 YIL NİYE BAKLESİN BE DOSTUM, NİYE BEKLESİN NİYE NİYE???
Bunca izahattan sonra hala aynı teranelerine devam edeceksen sana diyeceğim tek şey:
HADİ ORDAN!
Şu soru makul, mantıklıdır ama?
Niye o kadar kadınla evlendi peki 53 yaşından sonra?
Bunun izahı apayrı bir paylaşımın konusudur. Birkaç açıklamayla geçiştirilemez.
53 yaşından sonraki evliliklerini tek tek incelediğimizde, Resulullah’ın (sav) “cinselliğin” dışında pek çok özel nedenlerle evlendiğini/evlenmek zorunda kaldığını görürüz… İnanın tek tek ele almak lazım bu evliliklerini.
Siz daima şu 4 maddeyi hatırlayın yeter:
Hz. Muhammed (sav):
1- Ergenlik dönemine ulaştıktan sonra 25 yaşına kadar bir tek kızla kadınla flörtü yoktu!!!
2- 25 yaşından 48 yaşına kadar tam 23 yıl tek eşli yaşadı!!!
3- 48 yaşından sonra 5 yıl dul olarak hayatını sürdürdü!!!
4- Yaş 53’geldikten sonradır ki birden fazla evliliği başladı!!!
BÖYLE BİR HAYAT YAŞAMIŞ BİR İNSANDAN KADIN DÜŞKÜNÜ OLMAZ YAV!
ASLA OLMAZ!.. KENDİNİZİ HİÇ ZORLAMAYIN… KOMİK OLMAYIN!
Selam sana ey Allah’ın son Elçisi!..
Sana layık bir ümmet olamasak da çok seviyoruz seni, yaa Hâtemen Nebi.
●●●
KONUMUZLA YANDAN BAĞLANTILI BİLMEMİZ GEREKEN BİRKAÇ NOT:
1- Nisa Suresi 3. Ayet ile kadınlarla evlilik en çok dört ile sınırlandırılınca, peygamberimiz eşlerini boşama yolunu seçmedi ama bu emirden sonra 4 tanesinin dışında diğer eşleriyle aile ilişkisine de girmedi.
2- İSLAM’DA ASIL OLAN TEK EŞLİ EVLİLİKTİR… Birden fazla evlilik ancak çok özel şartlarda mümkündür. Ve bu da EMİR değil RUHSATTIR… İşte size belgesi:
Nisa suresinin 3. ayetinde: “Dörde kadar evlenebilirsiniz. Ancak haksızlık yapmaktan korkarsanız 1 evlilikle yetin. Bu, âdil olmanız açısından daha uygundur” buyruluyor. Aynı surenin 129. ayetinde ise: “Ne kadar üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz…” hatırlatması yapılıyor… İki ayeti arka arkaya okuduğunuz zaman konu açıklığa kendiliğinden kavuşur:
a- İcap ederse birden fazla evlen tamam, AMA ADİL OL!!!
b- Ne kadar uğraşırsan uğraş ASLA ADİL OLAMAZSIN!!!
Eee bu ne demek oluyor?:
“ZORUNLULUK YOKSA KESİNLİKLE TEK EVLİLİK YAP!” buyuruyor Allah, bunu anlamayacak ne var? Nokta.
3- Hz. Aişe Resulullah (sav) ile evlendiğinde 9 yaşında olduğuna dair kimi rivayetler maalesef bizim kaynaklarda geçer. Ama bu asla doğru değildir asla.
Hz. Ayşe’nin gerçek yaşını ablası Esma’nın biyografisinden anlamak mümkündür. Eski biyografi kitapları Esma’dan bahsederken derler ki:
“Esma 100 yaşındayken, Hicretin 73. Yılında vefat etmiştir. Hicret vaktinde Esma 27 yaşındaydı. Hz. Ayşe ablasından on yaş küçük olduğuna göre, onun da hicrette tam 17 yaşında olması icap eder.
Hem ayrıca unutulmasın ki Hz. Ayşe, Hz. Peygamber’den önce Cübeyr Bin Mutim ile nişanlanmıştı. Demek ki evlenecek çağda bir kızdı.”
(Hatemü’l Enbiya Hz. Muhammed ve Hayatı, Ali Himmet Berki, Osman Keskioğlu, s. 210)
Bunun anlamı şudur: Hz. Aişe evlendiğinde en az 18 yaşındaydı.
Bunları da bilin istedim...
Buraya kadar bıkmadan sabırla okuyanlara selam olsun…
Umarım okumana değmiştir…
Vesselam…
M. TULUKCU
●●●
"İnsan, Muhammed hakkında hüküm vermeye kalktığı zaman, elinde olmadan hürmet, hatta muhabbet duygularından başka bir şey hissetmez oluyor."
Lane Pelo