MANŞET!

KUR’AN NASIL OKUNUR VE DİNLENİR?

KUR’AN NASIL OKUNUR VE DİNLENİR? Karanlıklardan aydınlığa çıkalım, (Hadid 9) en doğru yolu bulalım (İsra 9) diye biz kullarına Kitabullah...

23.05.2017

İŞTE BUNU OKUYUN... İÇİNİZ FERAHLAR... VALLAHİ BAK!

İŞTE BUNU OKUYUN... İÇİNİZ FERAHLAR... VALLAHİ BAK!
VAHŞİ'NİN PEK BİLİNMEYEN YÖNÜ (1)
  
Hz Peygamber (s.a.v.) Mekke’nin fethinden sonra Vahşi bin Harb'e haber göndererek onu da İslâm'a davet etti Vahşi, Hz Peygamber’e (s.a.v.) şu haberi gönderdi:
 "Ya Muhammed! Beni İslam'a nasıl davet edersin? Sen her yerde: “insan canına kıyan veya Allah'a ortak koşan veya zina eden bir kimse mahşer gününde günahlarıyla karşı karşıya gelir Kıyamet gününde azabı kat kat arttırılır Cehennemde ebediyyen kalır,” diyorsun. (Bkz. Furkan 25/68-69) Halbuki bende bu günahların hepsi var?!”
 Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) O’na şu ayetle cevap gönderdi:

إِلا مَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلاً صَالِحاً فَأُوْلَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً

“Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.”[2]

Bunları duyan Vahşi:
 "Bu ifadede ‘ancak tevbe eden, iman edip salih amel işleyenler istisna’ diyor. Bu benim için çok zor bir şart. Belki de ben buna güç yetiremeyeceğim?”
Resulullah (s.a.v.) bunun üzerine O’na şu ayeti haber verdi:

إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاءُ

"Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar.”[3]
Vahşi:
“İyi ama bu da Allah'ın isteğinden sonra oluyor Allah beni affeder mi affetmez mi, ben bunu nereden bileceğim?”
Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi:

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعاً إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım!

ÖĞRETMENLİK AMENTÜM

ÖĞRETMENLİK AMENTÜM
UNUTMA!

BİRİNCİ KURAL: NAZİK OL...  HEP GÜLÜMSE AMA YILIŞMA... ZİRA : 

وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلٖيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ

"Eğer sen onlara KABA ve KATIYÜREKLİ davransaydın etrafından dağılır giderlerdi."

Kur’an-ı Kerim – Ali imran 3/159



İKİNCİ KURAL: BİLGİLİ OL VE DAİMA ÜZERİNE EK YAP... KENDİNİ DEVAMLI FORMATLA...  İKİ GÜNÜNÜ EŞİT TUTMA YOKSA KAYBEDERSİN... ZİRA: 

اُدْعُ اِلٰى سَبٖيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ


"Rabbinin yoluna HİKMETLE, GÜZEL ÖĞÜTLE davet et."

Kur’an-ı Kerim – Nahl 16/125

ABDESTSİZ KUR’AN OKUMAK

ABDESTSİZ KUR’AN OKUMAK VE KUR’AN’A DOKUNMAK MI? - HEM OKUYABİLİR HEM DE DOKUNABİLİRSİN !!!
Konuyla İlgili Rivayetler: 

1- Hz. Ali: “Resûlullah (s.a.v.) cünüplük durumu hariç, her halimizde bize Kur’an okutup talim ederdi.”[1]
2-“Resûlullah (s.a.v.) tuvaletten çıktıktan sonra abdest almaksızın Kur’an okur, bizimle yemek yerdi. Cünüp halinden başka hiçbir şey O’nunla Kur’an arasına perde olmazdı.”[2]
3- Abdullah İbn-i Abbas: “Resûlullah (s.a.v.) birgün tuvaletten çıkıp ellerini yıkamıştı. Bu arada kendisi için yemek de hazırlanmıştı. Orada bulunanlardan biri:
“Ey Allah’ın Elçisi!” dedi. “ Abdest almanız için su getirelim mi? “
Resûlullah (s.a.v.): “Ben ancak, namaz kılacağımda abdest almakla emrolundum” buyurdu.
Diğer bir rivayette: Namaz mı kılacağım ki abdest alayım buyurdu.[3]
4-Hz. Ömer, Kur’an okuyan bir topluluğun arasında bulunuyordu. Bir ara tuvalete gidip geldi. Sonra tekrar Kur’an okumaya başladı. Bir adam dedi ki: “Ey Mü’minlerin Emiri! Kur’an’ı abdestsiz mi okuyacaksın?”
Ömer ona: “Sana, abdestsiz Kur’an okunmaz fetvasını kim verdi? Müseylimet’ül Kezzap mı?”[4]
5- Buhari’nin naklettiğine göre Hz. Peygamberin (s.a.v.), Bizans imparatoru Heraklius’a gönderdiği İslam’a davet mektubunda, Kur’an’dan şu âyet yazılı idi: (Hıristiyan olan Heraklius, bu mektup elindeyken sizce abdestli miydi?)

قُلْ يَا اَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ وَلَا نُشْرِكَ بِهٖ شَيْپًا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِاَنَّا مُسْلِمُونَ

KELİME-İ ŞEHÂDET 'İN EN KISA TÜRKÇE AÇILIMI

KELİME-İ ŞEHÂDET 'İN EN KISA TÜRKÇE AÇILIMI - Mustafa Tulukcu

KELİME-İ ŞEHÂDET:

أَ شْهَدُ أَنْ لا إِلَـهَ إِلاَّ اللّهُ وَ أَ شْهَدُ أنّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَ رَسُولُهُ
 "Eşhedü en laa ilaahe illallah. Ve eşhedü enne Muhammeden abduhüü ve rasuulühü"

YANİ:

“Allah’tan başka hiçbir ilâhın olamayacağına, (sahteleri her zaman olmuştur)
kanun koyma ve yönetmede tek otoritenin Allah olduğuna,
en iyi ve en doğruyu sadece Allah’ın bildiğine,
Allah’ın gönderdiği bütün yasaların en güzel olduğuna kalpten inanıyor,
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna da yine kalpten tanıklık ediyorum.” demektir.

ANEKDOT - BAVULA KİM KOYDU?

ANEKDOT - BAVULA KİM KOYDU?
Bavula kim koydu?

Yazar Ronald Knox birgün, bir bilim adamı ile dini bir sohbet sürdürüyormuş.
Bilim adamı, şu mantığı yürütmüş:
“Milyonlarca gezegenin bulunduğu bir evrende, bunlardan en azından birinde, hayatın tesadüfen ortaya çıkması kaçınılmaz değil midir?”
Knox şöyle cevap vermiş:
—Eğer Scotland polisi bavulunuzda bir ceset bulsaydı, onlara: “Dünyada milyonlarca bavul var, birinde ceset bulunması kaçınılmazdı” mı dersiniz? Sanırım yine de onu oraya kimin koyduğunu bilmek isteyecekler.


أَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ أَمْ هُمْ الْخَالِقُونَ أَمْ خَلَقُوا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بَل لا يُوقِنُونَ
Acaba onlar, herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar?
Yoksa kendileri mi yaratıcı?
Yoksa, gökleri ve yeri onlar mı yarattı?
Hayır!  Onlar bir türlü  anlayıp inanmak istemiyor.

Kur’an – Tur 52 / 35,36
●●●

ANEKDOT - BİRİNCİ SINIF YOLCU

ANEKDOT - BİRİNCİ SINIF YOLCU
BİRİNCİ SINIF YOLCU

Bir sonbahar günü Johannesburg – London seferini yapan bir uçakta, elli yaşlarında beyaz bir kadın, siyah bir adamın yanında oturuyordu. Kadın, tedirgin bir halde hostesi çağırdı. Hostes:
Buyurun hanımefendi,” dedi kibarca. “Size nasıl yardımcı olabilirim?”
    “Böyle bir şey nasıl olur?” diye patladı kadın. “Beni bir zencinin yanına koymuşlar. Ben bir zencinin yanında oturmaya tahammül edemem! Hemen bana başka bir yer bulun!”
    “Lütfen sakin olun. Sanırım hiç boş yerimiz yok, ama yine de bir bakayım.”
    Az sonra hostes geri geldi:
    “Hanımefendi, tahmin ettiğim gibi ekonomik kısımda hiç boş koltuk yok. Durumu pilota anlattım. O da hiç boş yer olmadığını doğruladı. Sadece birinci sınıf kısımda bir koltuk boş. Ekonomik kısım yolcularının birinci sınıfta yolculuk etmelerine izin vermek, aslında şirketimizin prensiplerine aykırı. Ancak pilotumuz, hiç kimseyi bu kadar çekilmez bir kimsenin yanında oturmaya mecbur etmeye hakkımız olmadığını düşünüyor.”
    Hostes, kadının bir şey söylemesine fırsat bırakmadan, siyah yolcuya hitap ederek sözüne devam etti:
    “Beyefendi, isterseniz çantanızı alarak birinci sınıfta sizi bekleyen yere geçebilirsiniz!”
    Bu olaya şaşkın bir şekilde şahit olan civardaki yolcular, hostesi ayağa kalkarak alkışladılar...

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اَلاَ اِنَّ رَبَّكُمْ وَاحِدٌ وَاِنَّ اَبَاكُمْ وَحِدٌ اَلاَ لاَ فَضْلَ لِعَرَبَىٍّ عَلَى اَعْجَمِىٍّ
 وَ لاَ لِعَجَمِىٍّ عَلَى عَرَبِىٍّ وَلاَ لاَحْمَرَ عَلَى اَسْوَدَ وَلاَ لاَسْوَدَ عَلَى اَحْمَرَ اِلاَّ بِالتَّقْوَى


Ey İnsanlar!
Şüphesiz ki Rabbiniz Birdir.
Babanız da birdir... Hepiniz Âdem’densiniz.
Ne Arap ırkının Arap olmayana, ne de Arap olmayanın Arap ırkına üstünlüğü yoktur. Beyazın siyah ırka, siyahın da beyaz ırka hiçbir üstünlüğü olamaz.
Üstünlük ancak, Allah’a karşı en çok sorumluluk bilinci taşıyanlarındır.

Hz. Muhammed (s.a.v.)

HİKAYE - HASAN AĞA

HİKAYE - HASAN AĞA - Daha önce okumadıysan kesin beğenirsin... ama biraz uzunca... uygun bi zamanda mutlaka oku, derim...
HASAN AĞA

Her mahallede olduğu gibi, bu uzun kış gecesinde de yine oturma vardı. Ev sırası Hasan Ağa’ya gelmişti. O akşam sohbet pek tatlı geçti. Misafirler birkaç kez kalkmak istediler ama bir türlü ayrılıp gidemediler. Artık gecenin ilerlemiş saatleriydi.
Birden bire, kapı pencere çalınmadan, hiçbir tarafta herhangi bir tıkırtı duyulmadan, kapının yanında acâip bir şey göründü.
Bu ne garip, ne dehşetli, ne ürperti verici bir şeydi. Hasan Ağa onu görünce, şiddetli bir şekilde sarsıldı. Tüyleri diken diken oldu. Çünkü bakışları hep, Hasan Ağa’nın üzerindeydi.
Hasan Ağa ve misafirler birbirlerine yaklaşıyorlar, korkularına hâkim olmaya çalışıyorlardı, Ama bu ne mümkün!
 Gözlerinin kıyısından kapının yanına bakınca kendilerini kuşatan heyecan dalgaları yenilenip duruyordu.
Bir ara Hasan Ağa kendine gelir gibi oldu.